LAİKLİK MEDENİYET IŞIĞIDIR


Bu makale 2018-02-05 19:40:04 eklenmiş ve 1230 kez görüntülenmiştir.
Kemal KOÇÖZ (Eğitimci) ADD Karasu Şubesi Kurucu eski Başkanı

   Sosyal ve siyasal yaşantımızda sıkça gündeme getirilen Lâiklik, Ulusal bağımsızlığımızın devamlılığının en önemli temel unsurlarındandır. Lâiklik, ulusal bir güvencedir. Laiklik, aydınlanmanın ve uygarlaşmanın gerçek ışığıdır..

 

   Laiklik; inançta ve ibadette özgürlük, siyasette din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını belirleyen, devlet işlerinde kişilerin din ve mezhep farklılıklarına bakılmaksızın eşit haklara sahip bulunması, eğitimin akılcı ve çağdaş esaslara göre düzenlenmesinin esas alınmasını belirleyen ilkedir..

 

   İlk Cihan Harbi kazanımı bahanesiyle bu güzel vatanımızı işgal etmek isteyen o emperyalist haçlı Batılılar, Anadolu’muzun işgalinin kolaylaştırılmasına yönelik iç isyanların çıkarılması için kutsal dinimizi de kullandılar..  Dinsel söylemlerle, o savaş yıllarında,  yurdumuzun kurtarıcısı ve ulusal bağımsızlığımızın sağlayıcısı Gazi Mustafa Kemal’e güveni sarsmaya, Kuvayı Mîllîye ruhunu yok etmeye çalıştıkları nasıl unutulur?!

 

   Mütareke dayatmalarıyla eli kolu bağlanan Cihan İmparatorluğu Osmanlı’dan koparılan Türkmen diyarı Kerkük ve Musul Türkmenlerinin, büyük Atatürk’ümüzün önderliğiyle ulusal bağımsızlığına kavuşan Anadolu’muza bağlanımının istem ve özlemlerinin engellenilmesi için, kanla irfanla o yokluklarda bin bir zorluklarla kurulan genç Cumhuriyetimizin yıpratılması için İngiliz-Fransız ajanlarınca yönlendirilen provokatörlerce  doğuda çıkarılan iç isyan denemesinde de, Hendek-Düzce ayaklanmasında da kutsal dinimiz de kullanıldıydı..

 

   Savaş yorgunu yoksul halkımızın, inançları gereği, bu tür oyuna çabuk geldiğini gören o haçlı emperyalistler, hilafet ve saltanat yanlısı işbirlikçileriyle kutsal dinimizi kendi kirli emelleri için kullanmaya yönelerek Türkiye Cumhuriyeti’mizin temellerinin sinsiden sinsiye oyulmasına çalışıldığı görülünce; emperyalizmin bu şer oyunlarının bozulması için ve de halkımızın dini duygularının sömürülmesine engel olunması için  5 Şubat 1937’de Lâiklik resmen kabul edildiydi..

 

   Suyu bulandırmak peşinde koşuşanlar, gerçekleri saptırmak isteyenler, dün olduğu gibi bugün bile  “Laikliğin bir tanımı yoktur!” diyerek Laiklik karşıtlıklarını, Atatürk Cumhuriyeti karşıtlıklarını, Cumhuriyet’i benimsemediklerini, Cumhuriyet’in Devrimleri’ne kindarlıklarını her fırsatta dillendirmektedirler..

 

   Dünün işgalcileri, o işgal yıllarında Anadolu halkının zihnini uyuşturmaya ve uyutmaya yönelik önceden programladıkları “Heyet-i Nasiha” aldatmacalarının devamına hizmeti hüner bilen sinsilerin, bedhahların, hâlâ dünün o karanlığının özlemi içinde bulunmaları, karanlıklardan medet ummaları neyin nesidir?!

 

   Dünün işgalcisi ve Mütareke dayatmacısı ve hatta Sevr paylaşımcısı o haçlı emperyalizme karşı yapılan Millî Mücadele’nin zaferleriyle ulaşılan Cumhuriyet’e kin beslendirilen mandacılar ve bu manda severlerle aldatılan ve Cumhuriyet’i yeterince anlamayanlardan bazıları, bu güzel Cumhuriyet’i, kendilerine hayal ettirilen karanlık dünyalarına, emperyalizmin dikte ettirdiği şer çıkarlarına engel gördükleri için her fırsatta laiklik üzerinden  Cumhuriyet’i silikleştirmeye, koyun postuna bürünerek dost görünmeye çalışan çakal misali “vatansever, bayrak sever, tarih sever!” edalarıyla Cumhuriyet’in kazanımlarını etkisizleştirmeye, Cumhuriyet’in temellerini içten içe sinsice yıkmaya yönelik gayret içindedirler.!

 

   Çanakkale’yi geçemediklerine sevindiğimiz, fakat her türlü entrikalarla vatan toprağımızdan parayla yer edinme fırsatına kavuşan dünün işgalcileri ve yandaşları  hâlâ Sevr paylaşımı için kirli senaryolar peşinde koşuştururmaktadırlar..  Durum buyken, Cumhuriyet’in aydınlanmasını, yurdumuzun kalkınmasını ve uygarlaşmasını,  Türk halkının vatanı ve milletiyle ebediyen bağımsız ve gönenç içinde yaşamasına yol açacak olan, ışık olup ufkumuzun aydınlığını sağlayacak olan Laiklik kavramının şer mihraklarca, hilafet ve saltanat özlemcilerince halkı yanıltmaya yönelik kullanılmasın diye 5 Şubat 1937’de Anayasa maddesi haline getirildiydi.. 

 

   İşgal yıllarının o mandacı heyet-i nasiha uzantılarınca, Sevr yandaşlarınca, Cihan İmparatorluğu Osmanlıyı işgale ve paylaşıma maruz bırakan hilafeti ve saltanatı(!) özlermişçesine sinsi şer entrikalar peşinde koşuşanlarca belirli bir tanımının olmadığı ileri sürülen  “Laiklik” kavramını tanımlayan “Laiklik Maddesi” (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 24’üncü maddesi) şöyledir:

   Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kuralların dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Madde 24)

 

   Ki, İstiklâl Savaşı ilk günlerindeki Meclis konuşmalarında da “Laiklik” tartışmaları söz konusuydu;     

   “Laiklik, adam olmak demektir hocam, adam olmak!”  başlığıyla fıkralaşan bu olayı Ali Kılıç şöyle anlatmaktadır:

   İlk Mecliste bir gün laiklik söz konusu oluyordu. Gazi Mustafa Kemal Paşa o gün Meclis’e başkanlık ediyordu. Meclis’in tanınmış din âlimlerinden bir vatandaş kürsüye geldi. Alaycı bir tavırla:

    --Arkadaşlar, bir laikliktir gidiyor. Affedersiniz, ben bu laikliğin manasını anlamıyorum.

diye söze başlarken riyaset makamında bulunan Mustafa Kemal Paşa dayanamamış, oturduğu yerden elini kürsüye vurarak:

    --Adam olmak demektir hocam, adam olmak!

diye hoca efendinin sualini cevaplandırmıştır.”

                                                                                (Kılıç Ali)   (Ali Kılıç)

 

   Birinci Dünya Savaşı’nda çok güçlü bir donanmaya, üstün silah araç gereçlerine ve çok sayıda asker gücüne sahip bulunan o haçlı emperyalizm, Çanakkale’de, Deniz Savaşı’nda(18 Mart 1915) ve Kara Savaşı’nda (25 Nisan 1915)  büyük bir hüsrana uğramalarına rağmen müttefiki olunan Almanya’nın yenilgisi yüzünden masa başı entrikalarıyla yenik sayılan ve kurtlar sofrasında paylaşılması planlanan Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın  önüne konulan o şer Mondros Mütarekesi dayatmaları (30 Ekim 1918) yüzünden bu güzel Anadolu o düşmanların işgaline maruz kaldıydı!

 

   O haçlı emperyalizmin başlattığı işgale karşı koymaya, yeniden özgür olmaya yönelik etkinlikler  ve kongreler yapan ve Millî Mücadele ruhunu aşılayarak Büyük Millet Meclisi’nin oluşumunu (23 Nisan 1920) sağlayan gazi Mustafa Kemal Atatürk; uzun süren savaş yıllarının oluşturduğu o yokluklarda, o bin bir zorluklarda işgalci düşmana karşı kanla irfanla mücadele verirken  bir yandan da kurulmasını planladığı yeni devletimiz genç Türkiye’nin kalkınması ve aydınlanması yolunda ihtiyaç duyulan çalışmalar ve yeniklikler için de kimi engellerin kaldırılması gerektiğini de düşünüyordu.. İşgalci düşmanın yurttan sökülüp atılması, Cumhuriyettin İlânı (29 Ekim 1923)  kalkınma ve aydınlanma için yeterli değildi..  Bu nedenle  3 Mart 1924’te bir kanunla Hilafet ve Saltanata son verildi, Şeriye ve Evkaf Vekaleti kaldırıldıydı..

 

   Eğitim konularına da büyük önem veren Mustafa Kemal’in “ülke çocuklarının birlikte eğitim ve öğrenim görmek zorunda olduğunu, öğrenim birliğinin ülkenin ilerlemesi için büyük bir önem taşıdığını  dillendirmesinin ardından 3 Mart 1924’te Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu da yasallaştı.. Ki, “Tevhid-i Tedrisat” (Öğretim Birliği) ilkesi, laikliğin ayrılmaz bir parçasıdır.. Padişahlığın sona erdirilmesi ve Halifeliğin kaldırılmasıyla “Laiklik anlayışı”nın uygulanışının temini sayılan Laiklik Devrimi başlatılmış olundu..

 

   “Tevhid-i Tedrisat” (Eğitim ve Öğretim Birliği) Yasası’nın kabulüyle tüm okullar Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlandı.. Medreseler kapatıldı ve çağdaş Laik Millî Eğitim Sistemi’ne geçildi.. Ki, ulusal kurtuluş mücadelemizin öncüsü, Cumhuriyet’imizin kurucusu büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Millî Mücadele’ye başladığı günlerde bile, eğitimsizlik gibi iki farklı bireylerin yetişmesine yol açacak iki farklı eğitimin de yanlış olacağını Haziran 1921’deki bir kongre konuşmasında şöyle diyordu;

   “Bu savaş yılları içinde bile dikkatle hazırlanması gereken Ulusal Eğitim Programları geliştirmeliyiz. Bütün eğitim sisteminin verimli olarak çalışacağı temelleri hazırlamalıyız. Benim inancıma göre ulusumuzun geri kalışında geleneksel eğitim yöntemleri en büyük etken olmuştur. Ulusal eğitimden söz ettiğim zaman bütün geleneksel inançlardan, Doğu’dan ya da Batı’dan gelen bütün yabancı etkilerden arınmış, ulusal niteliğimize uyan eğitimi anlıyorum.”,

 

   “Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk Ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” diye öğütte bulunan büyük Atatürk;

   “En önemli ve verimli vazifelerimiz Millî Eğitim işleridir. Millî Eğitim işlerinde kesinlikle zafere ulaşmak lazımdır. Bir Milletin gerçek kurtuluşu ancak bu şekilde olur.” diyordu..

 

   “Cehalet; yenilmesi gereken en büyük düşmandır.” diyen önder Atatürk, eğitimin önemini şöyle belirtiyordu;

   “Yüzyıllar süren derin bir umursamazlığın devlet yapısında açtığı yaraları sarmak için gerekli olan çabaların en büyüğünü, hiç kuşkusuz eğitim alanında, esirgemeden göstermek gerekir.

 

      Ki, “Millî Eğitim Programımızın, Millî Eğitim Siyasetimizin temel taşı, cahilliğin yok edilmesidir. Cahillik yok edilmedikçe, yerimizdeyiz..” ve sefalete düşeriz diye öğütlüyordu Büyük Atatürk..

 

   Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın Duraklama Dönemi ile birlikte ilim ve fenden uzaklaşıp hurafelerden medet ummaya yönelmişti. Bu yüzünden bilimsel eğitim ihmal edilmiş, bakımsız kalmış bu güzel Anadolu diyarında gereği ilmi okullaşmalar adeta yabancıların lütfuna, yabancı heyetlerin iznine-insafına kaldığı bir ortamda İstanbul’daki azınlıklar her türlü bilimsel eğitimden faydalanırken Anadolu insanının nesilleri bilimsel eğitimden yeterince yararlanamıyordu.  Ki, bilimsel eğitim askeriye gibi az sayıdaki resmi okullarda veriliyordu  ve bugünkü gibi yaygın okullar bulunmuyordu.. Osmanlının “Lale Devri” ile başlayan gösterişe yönelik  Saltanat harcamaları ve uzun süren savaş yıllarının oluşturduğu onca yokluk ve yoksulluk yüzünden Cumhuriyet’in ilk yıllarında dahi kimi ilçe merkezlerinde bile yeterince okul yoktu.. Durum buyken günümüzdeki 8 yıllık (5+3=8) kesintisiz zorunlu Temel Eğitimi’nin önemi bir kez daha ortaya çıkmaktaydı..

 

   Ülkenin içinde bulunduğu olumsuz koşullarının nedenlerini Lozan süreci esnasındaki beyanatlarında da şöyle belirtiyordu büyük Atatürk;

   “Baylar, bilirsiniz ki, yeni Türk Devleti’nden önceki Osmanlı Devleti “eski antlaşmalar” (kapitülasyonlar) adı altında birtakım ayrıcalık haklarının tutsağı idi. Hıristiyan halkın birçok ayrıcalıkları ve öncelik hakları vardı. Osmanlı Devleti’ni, Osmanlı ülkesinde bulunan yabancıları yargılama yetkisi yoktu; kendi uyruklarından aldığı vergiyi yabancılardan alması yasaktı; devletin varlığını kemiren ve kendi sınırları içinde bulunan (Hıristiyan) topluluklara karşı önlemler alması yasaktı.”,

 

   “Osmanlı Devleti’nin, kendisini kuran temel öğenin, yani Türk Ulusunun insanca yaşamasını sağlayacak yollara başvurması da yasak edilmişti. Ülkeyi bayındırlaştıramaz, demir yolu yaptıramaz; dahası, okul bile yaptıramazdı. Bu gibi durumlarda yabancı devletler işe karışırlardı.” (!)

 

   Ortaçağ karanlığındaki Batı’nın Ortaçağ karanlığından ve bataklığından kurtulup aydınlığa, yani medeniyete, uygarlığa ulaşmasına katkı sağlayan Cihan İmparatorluğu Osmanlı, Batılı emperyalist denilen o dış güçlerin oyunlarıyla, manda severliği hüner bilen  ve dinden menfaat umanların tesiriyle ne vakit ki ilimden sapıp hurafelerden medet ummaya yönelince gerilemeye, yıkımlara maruz kaldı.. Bu da gösteriyordur ki, aydınlanmanın, ilerlemenin, kalkınmanın temeli bilimsel eğitimdir.. Bu nedenledir ki, Cumhuriyet’imizin kurucusu Atatürk, eğitimin önündeki engellerin kalkmasını istiyordu.    

 

   3 Mart 1924 yılında alınan bir kararla dinsel eğitimden bilimsel eğitime, laik eğitime geçiş sağlandı.. Bu süreç esnasında hurafecilerin söylemlerinin etkisinde kalan halkın aydınlanması için şöyle diyordu büyük Atatürk;

   “Müslümanları halife hülyasıyla hâlâ oyalamaya ve aldatmaya çabalayanlar, yalnız ve ancak Müslümanların ve özellikle Türkiye’nin düşmanlarıdır.”,

   “Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz; görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve mel’anetten gelmiştir.”  Büyük Atatürk’ün bu anlatımları da gösteriyordur ki, Laiklik, bilimsel eğitimin, aydınlanmanın, ulusal kalkınmanın ve ulusal tam bağımsızlığın devamlılığının teminatıdır..  Bunun içindir ki, “Tevhid-i Tedrisat” (Öğretim Birliği) İlkesi, Laikliğin ayrılmaz bir parçasıdır; Türkiye’nin  aydınlanma, kalkınma ve uygarlık yoludur..

 

   Ki, Çanakkale Savaşı yıllarında (1915) olduğu gibi sonrası işgal yıllarında da Zaferimizin, İstiklâl Harbi’mizin sekteye uğratılması, millî dayanışmanın çözülmesi için aleyhte dinsel söylemler, karalamalar, kumpaslar da havada uçuşuyordu.. O yıllarda Türk’ü Türk’e, Türk’ü Arap’a kırdırtmaya çalışan İngilizlerin Osmanlı’nın Orta Doğu’daki hakimiyetini kırmak için bölgeye gönderdiği ve hatta Osmanlı’nın Filistin ve Suriye’de hezimetine sebep olan, Araplar gibi giyinmeye ve Araplar gibi yaşmaya özen gösteren ve de Araplar gibi Arapçayı iyi konuştuğu söylenen İngiliz casusu Arkeolog  Thomas Edward Lawrence’nin Osmanlı diyarındaki,Arap çöllerindeki iç kargaşaya yönelik bu ilginç sözü çok manidardır:

   “Türkiye’yi bölüp parçalamak için, “taşla tüfekle savaş yapan ordusuna”  DİN DÜŞMANI,   ülkesini sevenlere ise TÜRKÇÜ, IRKÇI, KAFATASÇI diyeceksiniz.  AKSİ TAKTİRDE TÜRKLERİ YENEMEZSİNİZ..”  (İngiliz Casusu Lawrence)

   (Ne hazindir ki, Lawrenc’nin bu şer oyunu günümüzde de devam etmektedir Türklük’e ve Türkiye’ye zararlar verilmesi için.!)

 

   Çanakkale Savaşları’nda, İstiklâl Harbi yıllarında Türk’ün vatan Savunması’nı, birlik ve beraberliğini, Türk ve İslam dünyasının kalkınmasını sarsmak için çaba harcayan İngilizlerin bu dinsel söylemlerle ilgili şer entrikaları, kumpas oyunları dün olduğu gibi bugün ve yarınlarda da karşımıza çıkacağı, çıkarılacağı unutulmamalıdır..

 

   Bu tür harici ve dahili düşmanların kirli oyunlarının daima bozulmasını isteyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün şu öğütleri de iyi anlaşılmalıdır;

  “Ulusal varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım.”,

   “Vatan imar istiyor, zenginlik ve refah istiyor, bilim ve ustalık, yüksek uygarlık, hür düşünce ve hür yaşayış istiyor.”,

   “Hangi istiklâl vardır ki, yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.(1919),

 

   “Muhterem milletime tavsiye ederim ki sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların, kanlarında ve vicdanlarındaki asil cevheri tahlil etme dikkatinden bir an bile vazgeçmesin.”

 

   Bütün bu anlatımlar gösteriyor ki, eğitim, yani laik eğitim, aydınlanmadır, kalkınmadır; laiklik, hür ve özgür yaşayıştır.. Ki, dünün işgalcisi o haçlı emperyalizme karşı o yokluklarda Millî Mücadele’yi başlatıp o bin bir zorluklarda İstiklâl Savaşı’nı zaferle taçlandıran genç Türkiye’nin kalkınmasını ve millî birlikteliğimizin güçlenmesini istemeyenler, halkın duygularını sömürerek maddi ve siyasi çıkar elde edenler, laikliği kötülemeye, laik anlayışı kötü göstermeye gayret etmişlerdir ve de kötü göstermeye gayret etmektedirler.. Bu gaflet Cumhuriyet’imize ve Cumhuriyet aydınlarımıza, yurtseverlerimize ihanet durumlarının sonlanması temennisinde bulunan yüce Atatürk, laikliğin önemini, dinsel duyguların sömürülmemesi ve halkın bilgilenmesi için dile getirdiği şu öğütlere de çok iyi kulak verilmelidir;

   “Baylar  ve ey millet; iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar ülkesi olamaz. En gerçek, en doğru tarikat, medeniyet tarikatıdır.(1925)

 

   “Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler iğrenç kimselerdir. İşte bu duruma karşıyız ve buna müsaade etmiyoruz.(1930)

 

   “Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar.(1924)

 

   Asırlar boyunca ve bugün de kavimlerin cehil ve taassubundan faydalanarak bin bir türlü siyasi ve şahsi menfaat temini için dini âlet ve vasıta olarak kullanmak teşebbüsünde bulunanların iç ve dışta varlığı yüzünden bu zeminde olanları söylemekten kendimizi alamıyoruz..”

 

   Laiklik prensibinde ısrar ediyoruz. Çünkü, millî iradenin, insanlığa mâl olmuş değerlerin belki de en mukaddesi (kutsalı) olan da hürriyeti (özgürlüğü) ancak lâikliğin prensibine bağlanmakla korunabiliriz.”

 

   “Gericilere hoşgörü göstermek yüce bir terbiye göstergesi değil, bir milletin mutluluğuna, şerefine ve namusuna göz dikenlere hoşgörüdür ki, hiçbir zaman, hiçbir kişi buna izin veremez.” (Konya-1923)  diye önemli bir öğütte de bulunan Türkiye Cumhuriyeti’mizin kurucusu Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e göre “Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir.”(1930) Bu husus için Büyük Atatürk şöyle diyor:

   “Laik hükümet kavramından dinsizlik manası çıkarmaya çalışan fesatçılara fırsat vermeyiniz. Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti demektir.(1930)

 

   “Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler, ilerleme ve canlılığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış doğu kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz.”

 

   “Efendiler, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen zamana uygun ve bütün anlam ve biçimleri ile medeni bir sosyal toplum durumuna ulaştırmaktır. İnkılâplarımızın temel ilkesi budur.(Kastamonu-30 Ağustos 1925)

 

    Tüm bu anlatımlarda görüldüğü gibi laikliğin önemi, laik eğitimin gerekliliği, laik anlayışın aydınlanmaya, kalkınmaya ve uygarlaşmaya yönelik uyulması gerekli tek doğru siyaset yolu olduğu ortaya çıkmaktadır..

 

   “Andımız; Türklüğe, Türkiye’ye, ay yıldızlı al bayrağımıza ve vatan toprağımıza, ulusal tam bağımsızlığımıza onurluca sahip çıkmaktır.. Cumhuriyet’imize verebileceğimiz en büyük armağan, gençliğimizin Atatürk Yolu’nda eğitilmesi olacaktır..” düşüncesine sahip olanlara ve vatansever cefakar Türk ulusuna Büyük Atatürk şöyle bir öğütte    de bulunmaktadır;

   “Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en önce ve her şeyden önce, Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine ve ulusal geleneklerimize düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereği öğretilmelidir.”(1921)

 

   Unutulmamalıdır ki millî bağların zedelendiği, kültür bağının sarsıldığı, Laikliğin yozlaştırılarak hurafelere yönelme gafleti  durumda ulusal çözülme süreci başlar.!  İşgal yıllarının heyet-i nasiha aldatmacaları yeniden yeniden kurgulandırılıp dün olduğu gibi bugün de yarınlarda da bu güzel vatanın parçalanımı ve paylaşımı için güzel söylemli şer entrikalara yöneleceklerdir.. Bu nedenledir ki, 2023, 2223.. gibi tarih ve zafer söylemleri ancak 1923’e, yani kuruluş felsefemiz olan 29 Ekim’e sahip çıkıldığı oranda doğrudur; gerisi süslü söylemler ise biliniz ki takkiyedir, aldatmacadır;  dünün işgalcisi ve Sevr paylaşımı özlemcisi emperyalizmin, o haçlı emperyalizmin Truva atlarının şirin söylemli sinsi şer oyunlarıdır.. 

 

   Atatürk’ün önderliğiyle kurulan Türkiye Cumhuriyeti’mizin güçlenmesinden kaygılanan emperyalist haçlı Batı, bir yandan ekonomimizi bozmak için satın alma işlevlerini işbirlikçileriyle yürütebilirken, diğer bir yandan da mîllî ve dini değerlerimizin yıpratılmasına yöneliyorlar..  Bu yüzdendir ki,“Kindar- dindar gençlik yetiştirme” söylemleri hayra alamet değildir..Unutulmamalıdır ki, Gençliğimizin Atatürk sevgisinden, Atatürkçülük bilincinden uzaklaştırılmasının çabaları sinsiden sinsiye sürüyor.. Bilinmelidir ki, Atatürk Yolu’ndan sapmak hayra alamet değildir..

 

    AB (Avrupa Birliği), BOP (Büyük Ortadoğu Projesi), DAD (Dinler Arası Diyalog) türündeki söylem ve eylemlerle az şeyler kazandığımızı, buna rağmen çok şeyler kaybettiğimizi neden hesaplayamıyoruz? İstiklâl Marşı şairimizin dediği gibi “Canavar”, aynı canavar..  Çakal, aynı çakal; canavarın, çakal’ın kuzu postuna bürünmesi neyi değiştirir ki ?!

 

   Bu olumsuzlukların önünde bir set gibi duran Lâiklik ve Lâiklik savunucuları çeşitli entrikalarla yıpratılmaya çalışılıyor. Oysa Lâiklik, hem ülkemizin bağımsızlığının hem de dinimizin bütünselliğinin devamlılığının temininde bir çimento görevi görüyor, millî dayanışmaya katkı sağlıyor..

 

   Yarınlarımızın teminatı olacak olan Gençliğimizin büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzü iyi tanıyıp sevmesinde, gençliğimize Atatürkçülük bilincinin kazandırılmasında, uygarlaşmamızda ve ulusal bağımsızlığımızın ebedi kılınmasında çaba harcayan yurtseverler aydınlarımızın, öğretmenlerimizin bu çabalarından rahatsızlık duyan Lâiklik karşıtı şer mihrakların sinsi entrikalara yönelmeleri halkımızı yıldırmamalıdır! Eylem ve söylemlerimizde ay yıldızlı al bayrağımıza, ulusal tam bağımsızlığımıza, şehit ve gazilerimizin kutsal emaneti olan bu güzel vatan toprağımıza, tarımımıza, sanayimize, ulusal yatırımlarımıza onurluca sahip çıkmalıyız; Türklüğümüzün önemini, şehit ve gaziler emaneti olan bu güzel Türk yurdunun paha biçilmez kıymetini unutmamalıyız; unutturmamalıyız.!

 

   Laikliğe daima sahip çıkılmalıdır.! Çok iyi bilinmelidir ki, dünün işgalcisi ve Sevr paylaşımı özlemcisi o haçlı emperyalizmin ve o emperyalizmin yerli işbirlikçilerinin Türklüğe ve Türkiye’ye yönelik sinsi şer entrikalarının önlenilmesi için Atatürk Meclisince benimsenen Lâiklik; inanç özgürlüğüyle bilimselliğe yöneliştir, Türkiye Cumhuriyeti’mizin temel bir unsurudur, ulusal bağımsızlığımızın devamlılığının ve birlikteliğimizin teminatıdır. Lâiklik; dinsel, kültürel, ekonomik, sosyal ve siyasal her alanlarda toplumsal ve ulusal bir güvencedir. Ulusal önderimiz, millî rehberimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından “Adam olmak!” diye de tabir edilen Laiklik; aydınlanmanın, kalkınmanın yoludur ve uygarlığın ışığıdır..

 

 

 Kemal KOÇÖZ  (Eğitimci)

(ADD) Atatürkçü Düşünce Derneği      

Karasu Şubesi Kurucu eski Başkanı

 

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Puan Durumu
Sakarya halksesi-Bağımsız, Halkçı, Muhalif, İnternet sitesi
Uluslararası evden eve nakliyat Uluslararası Nakliyat Yurtdışı Kargo Eşya Depolama Zati Eşya Taşımacılığı Evden Eve Nakliyat
© Copyright 2018 Sakaryahalksesi.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
SAKARYA GÜNDEM
Sapanca gölü
Sakarya Trafik Kazaları
Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
Adapazarı Haber
Sakarya haber
SAKARYA SPOR
Sakaryaspor
Sakarya Futbol Haberleri
Sakarya Basketbol Haberleri
Sakarya Bisiklet
Sakarya Basketbol
SAKARYA SİYASET
Recep Uncuoğlu
Zeki Toçoğlu
Ayca Taşkent
Muhammed Levent BÜLBÜL
Süleyman Dişli
Ayşegül İslam
SAKARYA EĞİTİM
Sakarya Meslek Yüksek Okulu
Sakarya Ortaöğretim
Sakarya Üniversitesi
Sakarya İlköğretim
Sakarya Öğrenci Yurtları
SGK Sorgulama
YEREL HABERLER
sakaryayenihaber
Sakaryahalksesi
Adapazarı Akşam Haberleri
Adabulvar
Bizimsakarya

türk porno mobil porno ataşehir escort istanbul escort kadıköy escort taksim escort mecidiyeköy escort şişli escort pendik escort ümraniye escort halkalı escort ataköy escort beylikdüzü escort

istanbul escort bayan