türk porno mobil porno ataşehir escort istanbul escort kadıköy escort taksim escort mecidiyeköy escort şişli escort pendik escort ümraniye escort halkalı escort ataköy escort beylikdüzü escort

istanbul escort bayan

19 Eylül GAZİLER GÜNÜ


Bu makale 2017-09-20 00:56:53 eklenmiş ve 451 kez görüntülenmiştir.
Kemal KOÇÖZ (Eğitimci) ADD Karasu Şubesi Kurucu eski Başkanı

   Ecdadımızdan yadigar kalan bu kutsal vatan toprağını düşman çizmesinden kurtararak bizlere emanet eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Millî Mücadele’mizin kahraman gazilerimizin ve de vatan hizmeti gazilerimizin kutlanılması ve anılması günüdür 19 Eylül Gaziler Günü. 

   “Gazi kelimesi, 1- (Müslümanlıkta) Düşmanla savaşan veya savaş yapmış kimse. 2-Olağanüstü yararlıklar göstererek düşmanı yenen komutanlara devlet tarafından verilen onur, unvan. 3- Savaştan sağ ve zafer kazanmış olarak dönen kimse. 4-Vatan hizmeti sırasında yaralanan kimse.” anlamlarına gelmektedir.. 

   Sakarya Meydan Muharebesi Zaferi sonrası, Millî Mücadele’mizin öncüsü Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’e, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından 19 Eylül 1921’de  “Gazi”lik unvanını verilişinin günü anısına 2002 yılından itibaren ülkemizde her 19 Eylül günü, Gaziler Günü olarak kutlana gelmektedir..

   Ulusal bağımsızlığımıza kavuşmamızın sağlayıcısı olan Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ecdadımızın kutsal emaneti bu güzel vatan için yaptığı onca uğraşlarda gösterdiği aktif çalışmaları esnasında düşman kurşununa maruz kalışının bir örneğini Çanakkale Savaşı’nda görüyoruz. Bir şarapnel parçası, Mustafa Kemal’in kalbinin üstüne denk gelen cebinde bulunan aile yadigarı metal kapaklı saati parçalamış;  o kara gündeki bir şarapnel parçası, göğsünün üstünde (uzun zaman geçmeyen) bir kan pıhtısı oluşturmuştu.! (10 Ağustos 1915)

   Ülkemizi o haçlı emperyalizmin işgaline karşı korumaya yönelen birçok yurtsever insanımız Vatan için cephede şehit olurken, birçok insanımız da o düşmanın kurşununa maruz kalarak yaralanmıştı.. Kahramanlarımız o yaralı vaziyetteyken, kan revan içindeyken yine vatanın ve milletin hürriyeti için Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’ne devam ettiler ölüm pahasına.. Kimileri şehit oldu, kimileri de sakat kaldı, ayağını, kolunu, gözünü, sağlığını yitirerek..

   O yokluklara, o bin bir zorluklara rağmen onca güç koşullarda korkusuzca mücadele veren o nice cesur büyük kahramanlarımızın o azimle, coşkuyla, inançla, Kuvayı Millîye ruhuyla yaptıkları onurlu Ulusal Kurtuluş’un sağlayıcısı olan Millî Mücadele ile bu günlere geldik.. Dün düşman işgaline maruz kalan bu güzel vatan toprağında o yokluk ve yoksulluklar içinde Millî Kurtuluş için mücadelesi verilerek Ulusal Bağımsızlığımıza kavuşmamızı sağlayan Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, İstiklâl Savaşı Şehit ve Gazilerimize her daim şükranlarımızı,  minnettarlığımızı  belirtiyor idiysek de bu konuya dair özel belirli bir gün yok idi..

   Yurt savunmasında, Vatan görevinde yaralanan, sakat kalan gazilerimize şükran duygularımızı dillendirebilmek, minnettarlığımızı ifade edebilmek amacıyla, Kıbrıs Barış Harekatı Gazileri’nin de öncülüğünde; Türkiye Büyük Millet Meclisi’mizin kurucusu ve Millî Mücadele’mizin Başkomutanı  Mustafa Kemal Paşa’ya  Gazilik Unvanı’nın verilişi günü olan 19 Eylül’ün “Gaziler Günü” olarak kabul edilmesi önerildiydi..

   Kıbrıs barış Harekâtı’nın (20 Temmuz1974) gerçekleştiricisi olan önemli bir Türk Devlet Adamı Başbakan Bülent Ecevit’in son Başbakanlığını yaptığı 57’nci Hükümet’i döneminde (1999-2002) çıkartılan bir yasa (2002) ile “19 Eylül” gününün “GAZİLER GÜNÜ” olarak kutlanılması kabul edildi..

   Düşman işgalinden kurtuluşumuzun ve bu güzel Cumhuriyet’imizin kuruluşunun sağlayıcısı Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüz başta olmak üzere, ebediyete intikal etmiş bulunan bütün şanlı şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi, işgalden kurtuluşta emeği geçen bütün Anadolulu kahramanlarımızı saygıyla, rahmetle, minnetle anılması ve hayatta bulunan gazilerimize de minnet ve şükranların sunulması etkinlikleri  “19 Eylül - Gaziler Günü”nde yapılmaya başlanmıştır..

   Dün, o emperyalist haçlı düşmanların Çanakkale’de, Boğaz’ı geçmeye yönelen o üstün donanmalarının ve karaya yönelen çok sayıdaki askerlerinin fazla kayıplar vererek çok büyük bir hezimete uğramalarına rağmen Birinci Dünya Savaşı sonucunda Cihan İmparatorluğu Osmanlı’ya dayattıkları 25 maddelik Mondros Mütarekesi’nin 7’nci maddesi  (Md.7:“İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi bir stratejik yeri işgal etme hakkına sahip olacaktır.”)  bahanesiyle oluşan o işgale karşı şaşkın ve kayıtsız kalan padişahın, Damat Ferit Hükümeti’nin ve de devlet ricalindekilerin-Türklüğe düşman olanların gaflet ve ihanetleri ve hatta Şeyhülislam Mustafa Sabri, Şeyhülislam Dürizade Abdullah Efendi gibilerin fetvalarla Kuvayı Millîye anlayışını, Millî Mücadele’yi kötüleyip başarısız kılınmasına çalışılması ve o işgalcileri övmeleri; düşman yandaşı oluşumu olan “Heyet-i Nasiha(!)” hainlerinin  “Düşmana karşı durulmasın ki, müzakere bozulmasın, günaha girilmesin.!” türündeki safsataları ve Mustafa Kemal ve yandaşlarının yalanlarla, iftiralarla halkımıza kötü tanıtılması, o haçlı emperyalizmin işgaline ve  ülkenin bölünmesine karşı çıkan aydınların, subayların tutuklanarak Osmanlı zindanlarına atılması, Malta’ya sürülmesi ardından Millî Mücadele’nin öncüsü olan Ulusal Kurtuluş’un lideri Mustafa Kemal Paşa’nın idama çarptırılmasından cesaret alınması yüzünden  15 Mayıs 1919’da güzel İzmir’i işgal eden o işgalci yunan ordusu,  Anadolu içlerine kadar adeta elini kolunu sallarcasına ilerlemeye başladıydı..

   “Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı tehlikededir.”, “Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”, “Manda ve himaye kabul olunamaz.”.. anlayışıyla düşman işgalinden kurtuluş için Millî Mücadele’mizin başlamasına öncülük eden Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal, 19 Mayıs’ta vardığı Samsun’dan geçtiği Havza’da işgali lanetlemek ve halkı bilinçlendirmek amacıyla miting yaptı.(30 Mayıs 1919) Bu durumu haber alan İngilizlerin baskısıyla İstanbul Hükümeti Harbiye Nezareti tarafından (8 Haziran 1919’ da) İstanbul’a geri çağrıldı. İngiliz baskısının olduğunu anlayıp emre uymayarak bir bahaneyle geçtiği Amasya’da (22 Haziran 1919’da) Amasya Tamimi’ni oluşturup Erzurum’a yöneldi. Hakkında tutuklama emri çıkarıldı, fetva ve fermanla gıyabında idama mahkum edildi! Erzurum Kongresi hazırlığındayken görevden azledildiğine dair bilgi edinince (7/8 Temmuz 1919’da) telgraf çekerek o çok sevdiği ordudan ve görevinden istifa etti. Onca engellemelere rağmen sivil bir sade vatandaş olarak Erzurum Kongresi’ni (24 Temmuz 1919) ve Sivas Kongresi’ni (4 Eylül 1919’da) yaparak Ankara’da Büyük Millet Meclisinin açılışını sağlayıp yine onca engellemelere, kalkışmalara rağmen Millî Mücadele’ye başladı. 

   15 Mayıs 1919’da güzel İzmir’den işgale başlayan, Aydın ve Kütahya’ya doğru ilerleyen o yunan ordusu, İsmet Paşa tarafından İnönü’de (Birinci İnönü Savaşı:6-10 Ocak 1921 ;İkinci İnönü Savaşı:26 Mart-1Nisan 1921) (İnönü: Kütahya-Eskişehir arasında, Eskişehir’e yakın bir yöre)  iki kez yenilgiye uğratıldı. İnönü’de mağlup edilen o yunan ordusu,  İngilizlerin desteğiyle tekrar toparlanıp  oluşan o Kütahya-Eskişehir Savaşı’nda (10 Temmuz1921-24 Temmuz 1921) üstünlük elde edince  Türk askerleri Afyon, Kütahya ve Eskişehir’den çıkarak Sakarya’nın doğusuna doğru çekildi..  Durumu fırsat bilen yunan ordusu, Sakarya güzergahından Ankara’ya, Meclis’e ulaşmak amacıyla bu sefer büyük bir saldırı hazırlığına yönelmişti..

    Meclis’ten Başkomutanlık yetkisini aldıktan sonra , “Efendiler, zavallı milletimizi esir etmek isteyen düşmanları behemehal mağlup edeceğimize dair olan emniyet ve itimadım, bir dakika olsun sarsılmamıştır.”.. diyerek meclisteki o teşekkür konuşmasının ardından cephe mıntıkasına giderek çalışmalarına başlayan         Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal, dahili ve harici düşmanların desteğiyle o büyük Yunanistan hayaliyle saldırı hazırlığına yeniden başlayan o yunan ordusunun bu saldırısını Sakarya önlerinde durdurmayı planladı..  Bu Sakarya Savaşı’nın hazırlığı için cepheyi teftişi esnasında (12 Ağustos1921) ürken atından düşüp birkaç kaburga kemiğini incitmesine, bir kaburgasının kırılmasına rağmen hemen atına binip teftişine bir süre daha devam etmeye gayret eden, 22 gün 22 gece süren o zorlu savaşta cepheden bağını koparmayıp Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanı ile ıslanmadıkça terk olunamaz. (26 Ağustos 1921) diyerek, toz toprak, kan ter  ve barut kokuları içinde geçen ve uzun süren o çetin savaşta  askerimizin savunma direncine güç kuvvet katarak  10 Eylül sabahı başlatılan karşı taarruzla da 13 Eylül’de askerimizi zafere ulaştıran, Çanakkale’de -Anafartalar’da olduğu gibi bu kutsal vatana bağlılığını- vatan sevgisini bir kez daha kanıtlayan, cephede bulunarak Sakarya Savaşı’nın (23 Ağustos-13 Eylül1921) kazanılmasını sağlayan Mustafa Kemal Paşa’ya Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 19 Eylül 1921 tarihinde “Gazi”lik unvanı ile Mareşallik rütbesi verilmişti..

   Ki, kurduğu Meclis’teki bazılarınca Mustafa Kemal Paşa’ya Başkomutanlık yetkisi verilmesi istenilmiyorduysa da, Sakarya civarında yapılmasını planladığı yeni bir Meydan Muharebesi için Meclis’ten ısrarla tam yetki isteyen Mustafa Kemal’e Büyük Millet Meclisi tarafından BAŞKOMUTANLIK yetkisi verilmişti (5 Ağustos 1921).  “Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makus talihini de yendiniz.” (Mustafa Kemal) sözünün oluşmasına vesile olan İsmet (İnönü) Paşa’nın komutanlığında kazanılmış olunan İnönü Savaşları’nda hezimete uğrayan o yunan ordusu kısa sürede yine toparlanıp  Kütahya-Eskişehir hattında (10 Temmuzda saldırıp 24 Temmuz 1921’de) elde ettikleri o yengiyle palazlanıp Ankara’ya yönelme gayretine girince 23 Ağustos’ta (1921) Atatürk’ün önderliğinde Sakarya Meydan Muharebesi başladı..  Yunan askerlerinin taarruzuyla başlayıp 22 gün 22 gece süren ve çok çetin geçen mücadeleler sonucunda yunan ordusu mağlup edilip Sakarya Zaferi (13 Eylül 1921) kazanıldı..  

   Vatanın ve milletin hürriyeti ve selameti için millî mücadeleyi başlatan Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğiyle coşup şahlanınca, şehitlerimiz ve gazilerimiz sayesinde “Milletin makus talihi İnönü’de yenildi! Kan deryası Sakarya’da zafer belirlenildi.!” Bu nedenledir ki, Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanılmasının ardından “Garp Cephesi Komutanı İsmet (İnönü) Paşa ve Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa, 15/16 Eylül gecesi (1921), cepheden, “Edirne Mebusu İsmet” ve “Kozan Mebusu Fevzi” imzalarıyla Büyük Millet Meclisi Reisliği’ne;

   “Bizzat muharebe meydanındaki tedbiriyle muzafferiyetin amil ve müessiri olmuş Başkumandan Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine müşirlik rütbesi ile gazilik ünvanı tevcihini teklif ve istirham ederiz. Büyük Millet Meclisi’nin bu teveccühünün milletimiz tarafından doğrudan doğruya bütün orduya müteveccih bir eser-i takdir ve taltif olacağı kanaatinde bulunduğumuzu arz eyleriz.

diye gönderdikleri telgraf ile, Mustafa Kemal Paşa’ya “Müşirlik” (Mareşal) rütbesi ile “Gazilik” unvanının tevcih (terfi) edilmesini önermişlerdi.. Meclis’in 19 Eylül toplantısında, Sakarya Savaşı’na BAŞKOMUTAN olarak başlayan ve 22 gün  22 gece süren bu çetin savaşı zaferle sonuçlandıran Büyük Asker Mustafa Kemal’e Mareşal rütbesi ile Gazi unvanı verildi.. Erzurum’dayken bir telgraf ile çok sevdiği askerlik görevinden;

   Mübarek vatan ve milleti parçalamak tehlikesinden kurtarmak, Yunan ve Ermeni isteklerine kurban etmemek için açılan milli savaşlar uğrunda milletle beraber serbest surette çalışmağa askeri ve resmi sıfatım artık engel olmaya başladı. Bu gaye-i mukaddese (kutsal amaç) için milletle beraber sonsuza kadar çalışmağa mukaddesatım adına söz vermiş olduğum cihetle, pek aşıkı bulunduğum yüce askerlik mesleğine bugün veda ve istifa ettim. Bundan sonra milli ve kutsal gayemiz için her türlü fedakarlıkla çalışmak üzere sine-i millette bir ferd-i mücahit suretiyle bulunmakta olduğumu tamimen arz ve ilan eylerim.(Mustafa Kemal,  8/9 Temmuz 1919) diyerek ayrılan, görevinden istifa eden Mustafa Kemal Paşa, o çok sevdiği askerliğinin erincine, onuruna bu “Gazli”lik ve “Mareşal” unvanları ile yeniden kavuşmuş oldu.. Ulusumuza ve bu güzel yurdumuza tekrar tekrar hayırlı olsun.

   Eşsiz Kahraman Mustafa Kemal Paşa’nın, 19 Eylül 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kendisine “Gazi”lik ve “Mareşal” unvanıyla taltif edilmesi üzerine 19 Eylül 1921’de  yaptığı şu teşekkür konuşması da “Gazi”liğin ulviyetini tanımlamaktadır:

   “Kahraman Türk Ordusu; sizin kahramanlığınızla kazanılan büyük zaferin millet tarafından taktirine delalet eden bu unvan ve rütbeye ancak size izafe ederek bütün askerlik hayatımın en büyük iftiharı olarak taşıyacağım. Millî bağımsızlığımızı, vatanın milleti ile bölünmez bütünlüğünü muhafaza etmek maksadıyla vatanımızın her karış toprağına kanlarını akıtan, Türk tarihine altın sayfalar yazdıran gazilerimizin, can veren şehitlerimizin haklarını yüceltmek, onlara minnet ve şükran duygularımızı ifade etmek millî görevimizdir.

   Vatanımızın kurtuluşunda düşmanla amansız mücadele eden malul veya gazi olarak hayat mücadelesi veren bu değerli şahıslara sahip çıkmak ve onlara saygılı olmak milletimizin tarihine ve mazisine bağlılığın bir ifadesidir.” (Mustafa Kemal)

   Ki, Mustafa Kemal, 19 Eylül 1921’de, Meclis’te, kendisine Mareşal ve Gazilik unvanı verilmeden öncesinde de Millî Mücadele ve Sakarya Savaşı ile ilgili hayli uzun bir konuşmada bulunmuştu.. Kurtuluş mücadelesi, Sakarya Savaşı ve cephelerin durumuyla ilgili detaylı bilgilendirmeleri içeren bu konuşmanın özünü oluşturan giriş bölümü şöyleydi:

   “Saygıdeğer Arkadaşlarım!

   Milletimizi yok etmek niyetinde ve girişiminde bulunan düşmanlarımız, Birinci Dünya Savaşı’nda, içinde bulunduğumuz grubun mağlubiyetinden yararlanarak amaçlarını hızlı bir şekilde gerçekleştirme girişimlerinde bulundular. Herkesçe bilinir ki; ateşkes zamanında memleket ve milletin hayatını savunmak için elimizde var olan bütün araçları almak hususunda girişmedikleri hiçbir yol kalmamıştır. Gerçekten ordumuz dağıtılmış ve elimizde silahımız, topumuz hemen yok denecek bir duruma getirilmişti. İşte böyle bir zamanda idi ki, düşmanlar amaçlarını tamamen sağlamak için Yunan ordusunu memleketimize saldırttılar. Bu sırada düşman karşısına çıkabilenler yalnız kalp ve vicdanları hürriyet ve haysiyet ateşiyle dolu millet fertleri olmuştu.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri)

   Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın, kendisine Kanunla Gazilik Unvanı ve Müşirlik Rütbesi Verilişi Münasebetiyle Meclis’te Meclis’e Teşekkür Konuşması; (19 Eylül 1921)

   “Muhterem arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusunun Sakarya’da ihraz etmiş olduğu muzafferiyet hasebiyle birkaç gün evvel Meclis-i Âlimizden vuku bulan tebrikâta ancak bugün arz-ı teşekkürat etmek fırsatına nail oluyorum. Ayni zamanda bugün uhde-i âcizaneme tevcih buyurduğunuz unvan ve rütbeden dolayı suret-i mahsusada minnet ve şükranımı arz ederim. (Estağfurullah sesleri şiddetli alkışlar) İhraz edilen bu muvaffakiyet Heyet-i Celilerinin iradesiyle kuvvet bulan ordumuzun iradesi sayesinde düşman ordusunun iradesinin kesredilmesi suretiyle tecelli etmiştir. Binaenaleyh taltifatınızın hakiki muhatabı yine ordumuzdur. Bunun için ordu namına da, kendi namıma da arz ettiğim teşekküratımı ilâveten tekrar etmeyi bir vazife addederim.” (Atatürk, SÖYLEV)

   (Büyük Atatürk’ün Sakarya Savaşı için toplanan askerlere “Arkadaşlar!”hitabıyla yaptığı o önemli tarihi konuşmasında, İstiklal Savaşı Gazisi dedem de orada bulunmuştu;

   “Ortalardaki bir grupta en önde, Atatürk ile karşı karşıya idim.. Atatürk ile göz göze geldim. Onun mavi gözleri çakmak çakmaktı.. Mustafa Kemal,bütün birliğe bir süre baktıktan sonra, “Arkadaşlar, bu vatan bizden hizmet bekliyor.. Yunan düşmanı karşıdadır. Onlarla savaşalım mı, yoksa ecdat yadigarı bu vatanı o yunana teslim mi edelim?”  sözlerinin de olduğu bir konuşma yaptı ve sordu. Bizler hep bir ağızdan “Savaşalım!” diye bağırdık. Mustafa Kemal Paşa, “Gazamız mübarek olsun!” diye teşekkür mahiyetinde bir konuşma yaptı. Bizlere coşku veren bu konuşması esnasında sol gözünden bir damla gözyaşının yanağına doğru süzüldüğünü gördüm!” dediydi Gazi Dedem, Ortaokul üçüncü sınıfı öğrencisiyken yaptığım bir röportaj ödevi çalışmasında bana hatıratlarını anlatırken..)

   Çetin geçen Sakarya Savaşı’nın kazanılmasının ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’miz tarafından 19 Eylül 1921’de Mareşal rütbesi ve Gazilik unvanı verilen büyük önderimiz Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, İstiklâl Savaşı şehitlerimizin ve  ebediyete intikal etmiş bulunan bütün gazilerimizin saygıyla, rahmetle, coşkuyla, minnet ve şükran duygularıyla anılmasına; vatan görevindeyken  vatanın ve milletin huzuru, ülkemizin refahı için Gazi olan kahramanlarımızın takdir edilmesine, minnettarlığımızın kendilerine ifade edilmesine vesile olan bu değerli günün önemini genç nesillerimize de iyi anlatmalıyız.. Dünün o şer Sevr hülyasıyla işgale kalkıp elde edemedikleri bu güzel toprakları yeniden elde etmek ve bölüp paylaşmak arzusunda olan o Haçlı Dünyasının sinsi entrikalarıyla, şer kumpaslarıyla yıpratılmak istenilen Kuvayı Millîye ruhuna, bu kutsal vatan toprağımıza, sınırlarımıza, ada’larımıza, ulusal yatırımlarımıza, Türkiye Cumhuriyeti’mize ve Cumhuriyetimizin kazanımlarına daima onurluca sahip çıkmalıyız.

    Barışa özen gösterip ülke ve dünya barışına katkı sağlamalıyız. O haçlı emperyalizmin Orta Doğu şer bataklıklarından, sinsi yangınlarından uzak durmalıyız.! İyi bilinmelidir ki, şehitlik ve gazilik mertebesi, vatan savunmasıyla ilgilidir.. Bu güzel vatanı düşmana ve işbirlikçilerine karşı savunmak, o haçlı emperyalizmin sinsi şer entrikalarını daima bozmak millî bir görevdir.  İstiklâl Gazisi merhum dedem derdi ki, “Gavura (düşmana) hizmet edip bu vatana kötülük eden ne şehit olur ne de gazi!” Bu da gösteriyor ki, Şehitlik ve Gazilik bu kutsal vatana hizmete dair millî onurdur, ulusal gururdur!

    Dün Çanakkale’de, İnönü’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da ve yurdun her bir sathında o işgalci haçlı düşmanı büyük bir hezimete uğratıp  9 Eylül’de denize döken, o zalim düşmanı bu güzel Anadolu’muzdan söküp atan Şehit ve gazilerimizin kutsal emaneti bu güzel vatan toprağımıza öteden beridir gözü olan dünün işgalcisi ve o şer Sevr paylaşım heveslisi olan o emperyalist haçlı dünyasının dün olduğu gibi günümüzde ve yarınlarda da bu kutsal vatanımızın dirliğini ve ulusal birlikteliğimizi sarsmak ve yıkmak için oluşturdukları kirli senaryolarına, şer kumpaslarına kanmayalım.. Ve hatta kendi emperyalist çıkarları için mazlum dünya uluslarını sarsmak için oluştura geldikleri IMF’nin, BM’nin, AB’nin DAD’ın ve BOP’un Orta Doğu’ya yönelik yeni yeni bölüşüm-paylaşım emperyal oyunlarına aldanmayalım..

   Şanlı Şehitlerimizin ve Kahraman Gazilerimizin kutsal emaneti olan bu güzel vatanımıza, bağımsızlık simgemiz al bayrağımıza, ulusal yatırımlarımıza, ulusal tarımımıza, ulusal sanayimize, ulusal kültürümüze, millî benliğimize, Laik Çağdaş Millî Eğitim’imize, Andımız’a, Ulusal kazanımlarımıza, Millî Günler’imize, Millî Bayramlarımıza, TC’mize, Türklüğümüze ve güzel dilimiz Türkçemize bilinçlice sahip çıkmalıyız.. Sinsi entrikalarla Atatürk ismini unutturmaya, Atatürk değerlerini silikleştirmeye çalışanlara karşı daima ulusal bilinçle karşı durmalıyız.! Osmanlı’nın yıkılışı için uğraş veren, millî değerlerimizi ve ulusal bayram günlerimizi silikleştirmeye çalışan,  Türklüğün ezeli ve ebedi düşmanı olan, Türkiye’mizin o şer Sevr paylaşımına tabi tutulmasına uğraş veren, kaoslarla ortam bulandırmayı hüner bilen dahili ve harici düşmanların o haçlı dünyasının  şirin görünümlü “Osmanlı” söylemlerine de, dinsel kumpaslarına da, BOP (Büyük Ortadoğu Projesi yani Batı’nın Ortadoğu’yu Paylaşımı) kisveli sinsi şer senaryolarına da kanıp gaflet ve dalalete düşmeyelim.! Hainlerle tezgahlanan o İşgal yılları da, o 15 Temmuz günü de asla unutulmamalıdır.!

   (BOP denilen “Büyük Ortadoğu Projesi” yani “Batılının Ortadoğu’yu Paylaşımı” denilen bu oluşum, Türk ve İslam Arap dünyası için hayra alamet değildir! Ki, ABB Dışişleri bakanı Condoleezza Rice’in 7 Ağustos 2003 tarihli bir gazete(Washington Post) yazısında şöyle dediği belirtiliyor;

   “Fas’tan Basra körfezine kadar Türkiye dahil 22 ülkenin sınırları ve rejimleri değişecek! Bu sözlere kayıtsız kalmak, Atamızın, ecdadımızın, şehit ve merhum gazilerimizin kemiklerini sızlatır!)

 

   Dünün işgalcisi ve paylaşım tertipleyicisi o haçlı emperyalizmin dün olduğu gibi bugün ve yarınlarda da yine şer kumpaslara, sinsi entrikalara yöneleceklerdir.. İşgalden kurtuluşumuzun ve Türkiye Cumhuriyeti’mizin kuruluşunun öncüsü olan,Dünyada, dünya milletleri arasında sükun, huzur ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendisi için ne yaparsa yapsın, huzurdan mahrumdur.” diyen,  “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir dalalettir, hıyanettir.. unsurunun temel ilke edinilmesini öneren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğiyle aydınlanan bu güzel Anadolu’muzun ufuklarını yeniden karartmaya, ekonomimizi çökertmeye, siyasetimizi ve millî birlikteliğimizi sarsmaya, ulusal direncimizi zayıflatmaya, Gençliğimizi Atatürk Yolu’ndan uzaklaştırmaya ve hatta unutturmaya gayret eden Türklüğün ezeli düşmanı o haçlı emperyalizme ve yerli işbirlikçilerinin millî görünümlülüğe büründürülmüş şer amaçlı o sinsi şirin söylemlerine aldanmamalıyız.! Emperyalizmin kaos peşindeki o Truva atları, ne kadar koyun postuna bürünüp barışçıl görünseler de yine dünün o şer Sevr’i peşinde koşuştukları asla unutulmamalıdır.! Büyük Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde belirttiği gibi gafiller, hainler, mandacılar, karşı devrim peşinde koşuşan Türklük karşıtı takkiyeciler bayrak sever görünerek milleti aldatsalar da ve dinsel değerlere sarılarak engeller çıkarsalar da dahi  Türk milleti, yine Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün  aydınlık yolundan asla ayrılmamalıdır.. Atatürkçü Gençlik karşıtları, emperyalizm yandaşları “Vatan-Millet-Sakarya!” misali kulağa hoş gelen güzel sözler sarf etseler de, koyun postuna bürünmüş çakallar misali dost görünseler de, at iziyle it izini hünerlice birbirleriyle karıştırsalar da hiçbir zaman dost sanılmamalıdır; o takkiyeleri, o hamasi sözleri gerçek sanılıp aldanılmamalıdır.!

   “Düşmana hizmetle vatan savunulamaz!” sözü hiçbir zaman akıllardan çıkarılmamalıdır. “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru tarikat medeniyet tarikatıdır.” (1925) öğüdünde bulunan Büyük Atatürk’ün şu öğüdüne de iyi kulak verilmelidir:

   “Lafla, politika ile, düşmanın aldatıcı vaatlerine kulak vermekle askerlik görevi yapılamaz. Omuzlarında ve özellikle kafalarında askerlik sorumluluğunu yüklenecek kadar kuvvet bulunmayanların feci sonuçlarla karşılaşmaları kaçınılmazdır.(1927) Bu nedenledir ki, savaş çığırtkanlığı yapan o haçlı emperyalistlerin oyunlarına gelinmemelidir..  Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış.” ve diğer nice öğütleri ve o ünlü “Nutuk”u ve “Gençliğe Hitabe”si, daima  hatırlarda bulunmalıdır.. Dünün işgalcisi ve  şer Sevr paylaşımcısı o haçlı düşmanların menfaatleri uğruna insanımızın canına zarar getirilmemeli, askerimizin kanı döktürülmemelidir.! Çünkü, şehitlik ve gazilik mertebesi bu vatanın millî bağımsızlığına, ulusal çıkarlarımıza hizmet içindir..

    Atatürk İlkeleri ve Devrimleri doğru öğrenilmelidir ki, Atatürkçülük doğru anlaşılmalı, dürüstçe dosdoğru uygulanılmalıdır.. Unutulmamalıdır ki Atatürkçülük, Türklüğün aydınlık yoludur..  Atatürkçülük; Atatürk İlkeleri’ni ve Devrimlerini içtenlikle benimsemek ve savunmaktır, Cumhuriyetin kazanımlarına bilinçle sahip çıkmaktır; o haçlı emperyalizme, gericiliğe, Sevr bölücülüğüne, DAD (Dinler Arası Diyalog) ihanetine, Bop (Batı’nın Ortadoğu’yu Paylaşımı) kumpaslarına daima bilinçlice karşı durmaktır; ecdadımızın, şehit ve gazilerimizin kutsal emaneti bu güzel vatanı vatanı ve milletiyle refaha kavuşmak ve çağdaş uygarlığa ulaşmaktır..  İyi bilinmelidir ki, Atatürk İlkeleri’ni ve Türk Devrimleri’ni çarpıtmak isteyenler  ya gaflet içindedirler  ya da emperyalizmin içimize sızdırılmış Truva atlarıdırlar.! diyenler pek haksız sayılmazlar herhalde.!

   Yarınlar belirlenirken dünden de ibretler alınmalıdır. O haçlı emperyalizm, dün, işgalin ve paylaşımın kolaylaşması içim vatansever aydınlarımızı, işgale karşı duran vatansever subaylarımızı entrikalarla tutuklattırmadılar mı!? O haçlı emperyalizm, dün, o işgalin ve o paylaşımın kolaylaştırılması için “Heyet i Nasiha” denilen hainlerle din üzerinden Anadolu halkının uyutulması-kandırılması amaçlanmamış mıydı!?  Türklüğün düşmanlarınca, o hainlerce tezgahlanan böylesi ve benzeri oyunlar, entrikalar, kumpaslar, tertipler günümüzde de, yarınlarda da karşımıza çıkarılacağı asla unutulmamalıdır.! Bunun içindir ki,“Ne Mutlu Türküm Diyene.”, “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” diyen, millîliğin sadece ve sadece millî anlayış ve millî üretimle olduğunu belirtmek maksadıyla olsa gerek “Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla olur.” diyen, dinsel söylem ve uygulamalarla da öteden beridir aldatılmaya çalışıldığımızın karşısında daima ilimle, fenle ve Türklüğümüzle tedbirli olunması gerektiğini ve Cumhuriyetin ve Cumhuriyetin kazanımlarının çok iyi savunulması ve yaşatılmasına özen gösterilmesini öğütleyen, “Hayatta yegane üstünlüğüm Türk doğmaktır.” diyen Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu öğüdü de yanılmamak için çok iyi anlaşılmalıdır;

   “Efendiler, sırası gelmişken, muhterem milletime şunu tavsiye erdim ki, sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli’yi çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin.

   Ki, Eskişehirli Gazi Süvari Yakup Çavuş Şöyle der;

   “Düşman sadece Yunan gavuru değildi ki yavrum. İngilizi vardı,Fransızı vardı, İtalyası vardı, Rusyası vardı, Ermenisi vardı… Bir de bunlara yardım eden bizim hocalar vardı, şeyhler vardı, ağalar vardı, hainler vardı… Vardı da vardı… Çok şükür bizim bir ALLAH’ımız vardı bir de Mustafa Kemal Paşamız…

   Ulusal Bağımsızlığımızı bütün dünyaya kabul ettirdiğimiz Lozan’ın kazanımlarını yitirtmeye çalışan o haçlı emperyalist Batı dünyasının ve yerli işbirlikçilerinin şirin söylemli o sinsi şer entrikalarına karşı Atatürk Cumhuriyeti’mizi ve bu Cumhuriyetimizin ulusal kazanımlarını onurluca savunmalıyız.. Ebediyete intikal eden şehit ve gazilerimizi saygı, rahmet, minnet ve şükranla anmayı ulvi bir görev bilirken,  onların kutsal emaneti bu güzel Vatana daima onurluca sahip çıkmalıyız.. Gazilerimizin başarılarından gurur duyulmalı, Gazilerimizi daima saygıyla, minnetle, şükranla selamlamalıyız..

   Yurdumuzun ve Ulusumuzun onuru olan Millî bağımsızlığımıza, huzurun ve güveninin teminine emeği geçen tüm Şehit ve Gazilerimizi anma ve kahramanlıklarını kutlama, kendilerine minnet ve şükranların ifade edilmesine, Gazilerimizin gönüllerinin hoş edilmesine vesile olan “19 Eylül – GAZİLER GÜNÜ” Kutlu Olsun..

    Kahraman Gazilerimiz, Vatan sizlere minnettardır.. Bu ulvi gün, o haçlı emperyalizmin bu güzel yurdumuza yönelik şer kumpaslarını, Orta Doğu’daki ve bütün dünyadaki sinsi şer emellerini, kötülüklerini sona erdirtsin.. “19 Eylül - Gaziler Günü”müz; bu güzel  yurdumuza, aziz ulusumuza ve bütün dünya insanlığına barış, huzur ve esenlikler getirsin..

                                                                Kemal KOÇÖZ  (Eğitimci)

                                                              ADD(Atatürkçü Düşünce Derneği)

                                                              Karasu Şubesi Kurucu eski Başkanı  

 

 

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Puan Durumu
Sakarya halksesi-Bağımsız, Halkçı, Muhalif, İnternet sitesi
Uluslararası evden eve nakliyat Uluslararası Nakliyat Yurtdışı Kargo Eşya Depolama Zati Eşya Taşımacılığı Evden Eve Nakliyat
© Copyright 2018 Sakaryahalksesi.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
SAKARYA GÜNDEM
Sapanca gölü
Sakarya Trafik Kazaları
Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
Adapazarı Haber
Sakarya haber
SAKARYA SPOR
Sakaryaspor
Sakarya Futbol Haberleri
Sakarya Basketbol Haberleri
Sakarya Bisiklet
Sakarya Basketbol
SAKARYA SİYASET
Recep Uncuoğlu
Zeki Toçoğlu
Ayca Taşkent
Muhammed Levent BÜLBÜL
Süleyman Dişli
Ayşegül İslam
SAKARYA EĞİTİM
Sakarya Meslek Yüksek Okulu
Sakarya Ortaöğretim
Sakarya Üniversitesi
Sakarya İlköğretim
Sakarya Öğrenci Yurtları
SGK Sorgulama
YEREL HABERLER
sakaryayenihaber
Sakaryahalksesi
Adapazarı Akşam Haberleri
Adabulvar
Bizimsakarya

türk porno mobil porno ataşehir escort istanbul escort kadıköy escort taksim escort mecidiyeköy escort şişli escort brazzers ümraniye escort halkalı escort ataköy escort beylikdüzü escort

istanbul escort bayan