türk porno mobil porno ataşehir escort istanbul escort kadıköy escort taksim escort mecidiyeköy escort şişli escort pendik escort ümraniye escort halkalı escort ataköy escort beylikdüzü escort

istanbul escort bayan

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİKTİR


Bu makale 2018-04-19 19:21:06 eklenmiş ve 1557 kez görüntülenmiştir.
Kemal KOÇÖZ (Eğitimci) ADD Karasu Şubesi Kurucu eski Başkanı

 

23 NİSAN  ULUSAL  EGEMENLİKTİR   

 

   MİLLΠ BAYRAMımız 23 NİSAN’ın özü, ULUSAL EGEMENLİK demektir.! Bu nedenledir ki, bu güzel gün 23 NİSAN,  ULUSAL  EGEMENLİK  BAYRAMI’dır; bu güzel 23 NİSAN, geleceğimizin teminatı, yarınlarımızın büyüğü olacak olan sevgili Çocuklarımızın “ÇOCUK  BAYRAMIdır.. Ve iyi bilinmelidir ki, bir bayrama vesile olan bu güzel gün 23 Nisan, o düşman işgalinden ve mezaliminden kurtuluş için, bu güzel yurdumuza ve  aziz ulusumuza hürriyet için, ulusallığımıza ve millî bağımsızlığımıza yöneliş için ve hatta ebedi bağımsızlığımızın ilelebet temini için büyük bir görev üstlenmiş olan “Türkiye Büyük Millet Meclisi’mizin Kuruluşu Günü”dür. Ve bu nedenledir ki, bu güzel 23 NİSAN, bu ulvi Meclis’imizin öneminin bilinmesi ve “Ulusal Egemenlik” kavramının ehemmiyetinin pekiştirilmesi için, bu ulvi günün kutsiyetinin bilinmesi için kutlanılması nedeniyle oluşturulan bir “Ulusal Bayram”dır..  Bunun içindir ki, bu güzel Bayrama 23 NİSAN  ULUSAL  EGEMENLİK  VE  ÇOCUK  BAYRAMI denilmektedir.

 

   23 Nisan, Millî Coşkudur.! 23 Nisan; Ulusal Egemenliktir; huzur, barış, İstiklâl ve istikbal demektir; ulusallığımıza ve ulusal tam bağımsızlığımıza, ecdadımızdan yadigar bu kutsal vatana onurlu azimle sahip çıkmak demektir..  Dünya İnsanlığına, Büyük Atatürk’ün, “Yurtta Barış, Cihanda Barış.” düsturunu da anlatan, Dünya Çocuklarına da şenlik yaşatan bu güzel Bayram  23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız, Şanlı Yurdumuza, Aziz Ulusumuza, Yarının Büyükleri, Yarınlarımızın Teminatı Sevgili Çocuklarımıza ve Barışı Önemseyen Bütün Dünya İnsanlığına, Bütün Dünya Çocuklarına Kutlu Olsun.!

 

   Ulusal Egemenlik laf değil millî inanç ister, Uygarlığa yöneliş, dürüstçe emek ister;  Ulusal Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamak yürekten sevgi ister.. “Mustafa Kemal’in Yolu’ndayız!”, “Mustafa Kemal’in Askeriyiz!” diyebilmek, ecdat yadigarı bu güzel vatanımıza ve rengini şehidimizin kanından alan ay yıldızlı al bayrağımıza, millîliğimize dürüst sevgi saygı ister..

 

   23 Nisan’ın önemini, ulviyetini iyi bilmek gerekir.. 23 Nisan, Türklüğün ve ecdadımızdan kutsal emanet kalan bu güzel Türk yurdumuzun ve aziz ulusumuzun o haçlı emperyalizmin işgalinden, o zorba düşmanların mezaliminden, esaretten, müstemlekelikten “Kurtuluş”unu ve ulusal bağımsızlığa yönelik “Kuruluş”unun oluşumuna yönelik millî dayanışmanın teminini sağlayan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışı günüdür.. Bu nedenledir ki, bu 23 Nisan günü, 23 Nisan 1920’de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi’mizin (TBMM) açılışını kutlamak, tarihsel önemini ve kutsiyetini dillendirmek, ulusal bağımsızlığın, Cumhuriyetin ve hürriyetin önemini idrak ve devamlılığının çabasında bulunmanın zaruretini ifade etmek amacıyla 23 Nisan 1921’de “23 Nisan Bayramı” olarak kutlanılması kabul edildi. Saltanat’ın kaldırılmasının (1 Kasım 1922) ardından 1922’de Hakimiyet-i Millîye Bayramı (Ulusal Egemenlik Bayramı) ve ardından “Millî Hakimiyet Bayramı” olarak kutlandı .. Ve ardından (1981 yılından itibaren)23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak kutlanılmaya başlandı..

 

   Üç ayrı bayramın birleşip kaynaşmasından meydana gelen bu güzel Millî Bayram, 23 Nisan 1927’de de, Ebedi Başkomutanımız, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’mizin Kurucusu İlk Cumhurbaşkanımız Büyük Atatürk’ün, sevgili çocuklara ortam sağlatmasıyla katılımı genişletildi.. Bu güzel gün 23 Nisan, Çocukların katılmasıyla birlikte (1)“TBMM’nin  açılışı”, (2)“Millî Hakimiyet” ve de (3)“Çocuk Bayramı” olarak kutlandı..  23 Nisan 1929’dan itibaren okullarda Çocukların etkinlikleri arttırıldı, 23-30 Nisan günlerine denk gelen hafta “Çocuk Haftasıolarak kutlanılmaya başlanıldı..

 

   (23 NİSAN,23 Nisan Bayramı”, “Çocuk Bayramı”, “Egemenlik ve Çocuk Bayramı”  gibi değişik adlarla belirtilebildiğinden hep bir isim karmaşası yaşanılan bu güzel bayram, 1981’de bir Kanun’la adlandırılarak resmen23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı oldu.)

 

   23 Nisan, Ulusal egemenliktir! Ulusal Egemenlik ise Vatana, Bayrağa, Bağımsızlığa, Ulusallığımıza ve Ulusal yatırımlarımıza, millî değerlerimize bilinçle ve azimle dürüstçe sahip çıkmak ve hatta dünün işgalcisi o haçlı emperyalizmin ve işbirlikçilerinin sinsi şer entrikalarına onurluca karşı çıkmaktır, ulusallığımızı ve ulusal bağımsızlığımızı ebedi kılmaktır.. Bunun içindir ki, Ulusal Egemenlik kavramının anlamı ve önemi ve de bu güzel gün 23 Nisan’ın ulviyeti çok iyi anlaşılmalıdır! Çünkü, “Düşman işgalinden, o düşmanların mezalimlerinden ve müstemlekelikten (esaretten, sömürgeden) kurtuluşa, Ulusal Egemenlik’e, Türkiye Cumhuriyeti’mizin kuruluşuna ve ebedi tam bağımsızlığa yöneliştir 23 Nisan.. Ve yine de çok iyi bilinmelidir ki, o işgal yıllarında o istilacı düşmanın işgalinden kurtuluşun ve yeniden özgürlüğe, ulusallığımıza ve ulusal bağımsızlığa kavuşuluşun oluşumu uğruna Millî Mücadele’ye, Ulusal Egemenlik’e yöneliş yoludur 23 Nisan.. Bu nedenlerledir ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’mizin temel omurgasını teşkil eder 23 Nisan 1920’de Ulusal Egemenlik adına kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi’miz.. Bu nedenledir ki, Ulusal Egemenlik, Ulusumuzundur; Millî bağımsızlığımızın temeli olan Ulusal Egemenlik paylaşılmaz, çeşitli sinsi emperyalist söylemlere adlanılıp Ulusal Egemenlik asla devredilemez.! Türklüğün ve bu güzel Türk yurdunun ebediliğinin teminatı sayılan Ulusal Egemenlik’ten asla vazgeçilemez..  Büyük Atatürk’ün dediği gibi, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.(1920) Ve bu nedenledir ki, “Egemenlik, hiçbir mâna, hiçbir şekil ve hiçbir renkte ve işarette ortaklık kabul etmez.(1922),Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz..”  Çünkü, “Millî emeller, millî irade yalnız bir şahsın düşünmesinden değil bütün millet fertlerinin arzularının, emellerinin bileşkesinden ibarettir.(1923)  (Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK)

 

  Geçmişin o yanılgıları, geçmişin o acıları, o düşman işgali unutulmamalıdır! İstiklâl Savaşı’mız (1919-1922), o yokluklara, o bin bir zorluklara rağmen o düşman işgalinden kurtuluş ve yeniden kuruluş, ulusal egemenliğe kavuşuş için yapıldı.. İnönü’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da ve yurdumuzun her sathında büyük başarıların elde edilmesi, o düşmanların bu güzel yurdumuzdan sökülüp atılması Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal’in öncülüğünde kurulan bu yüce Meclis’imiz, bu yüce Türkiye Büyük Millet Meclisi’miz sayesinde oluşmuştur..  O işgal yıllarında o düşmanlar ve o düşmanın uzantıları hep bu yüce Meclis’imize, bu yüce Meclis’imizin kurucusu Mustafa Kemal Paşa’ya, onun silah arkadaşlarına ve Millî Mücadele’ye katılan yurttaşlarımız karşı çıkmışlar, engellemeye çalışmışlardı.! O düşmanlar hâlâ bu yüce Meclis’imize ve Türkiye Cumhuriyeti’mizin ulusal bütünlüğüne kem gözle bakmaktadırlar, bu güzel Türk vatanını parçalayıp bölüştürmeyi amaçlayan ve Lozan’da (24 Temmuz 1923’te) tarihin çöplüğüne atılan o şer Sevr’i hortlatma ve şer uzantısı bop kumpasını uygulama sinsiliğindedirler.!  Bu nedenlerledir ki, 23 Nisan 1920’den beridir bu yüce Meclis’imizin etkisizleştirilmesine, Cumhuriyet’imize ve Cumhuriyetin kazanımlarına yönelik entrikalar tertipleyen o harici ve dahili düşmanların şirin söylemli sinsi şer entrikalarına karşı daima uyanık bulunmalıyız; dünün işgalcisi ve o şer Sevr (10Ağustos 1920) ve de o şer Sevr’in sinsi şer uzantısı Bop kumpasçısı o haçlı emperyalizmin ve hatta o haçlı emperyalizmin içimizdeki Türklük karşıtı işbirlikçisi hainlerin oluşturabileceği dinsel kamuflajlı şirin söylemlerine, sinsi şer entrikalarına asla aldanmamalıyız.! Ulusal Egemenlik için Büyük Atatürk’ün kurduğu bu yüce Meclis’imize, bu yüce Türkiye Büyük Millet Meclisi’mize ebedi istiklâlimiz ve istikbalimiz için daima onurluca sahip çıkmalıyız!

 

   “Millî mücadelelere şahsi hırs değil, millî ideal, millî onur sebep olmuştur.” diyen Büyük Önderimiz, Ulusal Rehberimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından ulusal egemenliğin ulviyetini doğru anlamamızın ve de dosdoğru sahiplenmemizin önemsenmesinin ve hatta coşkuyla kutlanılmasının istenildiği bu güzel bayram 23 Nisan’ın sadece çocuklara armağan edilen “Çocuk Bayramı” kısmının bütün dünya çocuklarıyla paylaşımı ise; Dünya barışının, dünya insanlığının huzurunun dünya büyüklerince de anlaşılıp savaştan uzak durulmasının, bütün dünyada barış ve huzur içinde yaşanılmasının sağlanılması  içindir.. Evet, Dünya Barışı’nın, barışın ve sevginin öneminin anlaşılması içindir bütün dünya çocuklarının Türkiye’ye davet edilerek yapılan 23 Nisan Çocuk Bayramı ve etkinlikleri.. Ülkemizde 23 Nisan’da büyük şenliklerle  kutlanan Çocuk Bayramı’nda, bütün dünya çocuklarıyla paylaşılan; barıştır, mutluluktur, çocukluk ve insanlık coşkusudur..

 

   Bu bayramın öteden beridir genellikle herkesçe bilinen ve akıllarda kalan yönü; sadece, çocukların oyunlarıdır gösterileridir, şenlikleridir..  Oysa, bu güzel günün bir de  “Ulusal Egemenlik” kavramının doğru anlaşılması, akıllarda, gönüllerde ve fiiliyatta yaşatılması hususunun da idraki yok muydu? Bu hususlar neden unutuluyor ya da doğru uygulanılması neden yapılamıyor? Yıllardır bu güzel bayrama “Çocukların Bayramı!” deniliyordu da yetişkinlere yönelik “Ulusal Egemenlik” ile ilgili görev ve sorumlulukların mevcudiyeti dillendirilmiyorsa neden? Yetişkinler için görev ve sorumluluk, ulusal egemenliği anlamak ve bu güzel günlere kavuşmamızı sağlayan Büyük Atatürk’e, tüm şanlı şehitlerimize ve kahraman gazilerimize, ecdadımıza minnet duymaktır ve de ulusal egemenliğe sahip çıkma bilincini geliştirme, pekiştirme ve bu güzel günün coşkusunu da yaşamaktır 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı.. Ve bu nedenle yine de çok iyi bilinmelidir ki, bu güzel Ulusal Bayram’mımız 23 Nisan’ın “Bayram” eğlencesi öncelikle Çocuklarındır; “Ulusal Egemenlik” sorumluluğu ise yetişkinlerindir, büyüklerindir, hepimizindir.!

 

   Ki, İlköğretim çağı çocuklarımız için hem eğlence hem de Millî Bayram yaparak zaman içinde Ulusal Egemenlik bilincinin kazandırılmasını sağlamak ve aileleriyle, halkla birlikte bu coşkuyu yaşamak değil miydi 23 Nisan?  İyi bilinmelidir ki, 23 Nisan ve Ulusal Egemenlik, rengini şehit ve gazilerimizden alan Ay yıldızlı al bayrağımızın ebediyen dalgalanması isteği ve Türkiye’mizin ebedi  bağımsızlığı sevgisidir.. Bu nedenlerledir ki, Türklüğe, Türkçeye, TC’ye,  Türk yurdunun varlığına, bütünlüğüne ve ulusal tam bağımsızlığımıza kin duyanlar; ruhlarında, mazilerinde Türklük, Atatürk ve Atatürkçülük ve Cumhuriyet karşıtlığı bulunanlar ve hatta o haçlı emperyalizmin öteden beridir özlem duyduğu o sinsi şer Sevr için teşvik ettiği, destek verdiği mandacılık ve paylaştırma görevini hüner edindirilenler; koyun postuna bürünen o heyeti nasiha çakalları , emperyalizmin o Truva atları, şer sevr uzantısı bop bölüşüm tahribatı piyonları yine yeni yeni sinsi şer entrikalar peşindedirler.! Dost görünümlü bu hainler; kanla irfanla kurulan Türkiye Cumhuriyet’imizin geleceğinin teminatı olacak olan sevgili çocuklarımızın gönüllerinde daima yeşerecek olan Türklük, Atatürk,  Atatürkçülük ve Cumhuriyet, laiklik ve çağdaşlık  bilincinin ve sevgisinin nasıl sabote edilebileceğinin sinsiliği gayreti peşindedirler.! Ki, o hainler, o şer mihraklar, sinsilikleriyle kimi gafilleri yanıltmaya, aldatmaya çalışan o bedhahlar, halkı yanıltan bu takkiyeciler, vatanın ekmeğini yiyen o namertler, Muaviye misali, Lawrence misali, yanıltıcı o Heyet-i Nasiha misali çoğu kez dinsel değerlerin arkasına gizlenmekteyken, bu güzel yurdumuza, aziz ulusumuza ve cumhuriyetimize yaptıkları ihanetin sadece ve sadece dünün işgalcisi ve Sevr paylaşımı özlemcisi ve bop bölüşümü kumpasçısı olan o haçlı emperyalizme yaradığını neden düşünememektedirler?! Unutulmamalıdır ki, o haçlı emperyalizm, bu güzel yurdumuza ve aziz ulusumuza yönelik düşmanlıklarını çoğu kez din kisvesiyle yapmakta, kumpaslarını harici ve dahili işbirlikçilerine dinsel söylemlerle yaptırmaktadır.!

    

   “Ulusal egemenlik; milletin namusudur, haysiyetidir, şerefidir; ulusal egemenlik devredilemez!” sözüyle “Millî Egemenlik” kavramının önemini belirten büyük Atatürk, ulusal egemenliğimizi sarsmaya yönelen o sinsi şer mihrakların kendi şahsi sinsi şer emellerine ve hatta geçmişte ve yakın tarihlerde görüldüğü gibi o haçlı emperyalizmin  o şer Sevr emellerine hizmet için kutsal dinimizi de alet ettiklerinin bilinmesini ve de gelecekte de benzeri entrikalara devam edebileceklerinin unutulmaması ve hatta dinselliğin etkisinde kalarak acze ve hatta sinsi şer kumpaslara düşülmemesi için daima tedbirli olunması bilincinde bulunmamızı, dinsel güzel söylemlerle süslenen hilelere kanıp yanılmamamız gerektiği hususunu belirtmek için şu veciz öğüdü söylemişti;

   “Tarihimizi okuyunuz, görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melânetten gelmiştir.”,

   “Din gibi temiz bir duygu, politika gibi kirli oyunlara alet edilemez. Din, ait olduğu yerde, temiz vicdan sahnesinde yaşanmalıdır.”  demişti Büyük Atatürk..

 

   [Ki, tarihte yaşanan Patrona Halil İsyanı (1730), Kabakçı Mustafa İsyanı (1867), 31 Mart Gerici Kalkışması (Rumi- 31 Mart 1325 yani 13 Nisan 1909), Bolu- Düzce- Hendek Adapazarı Anzavur Ahmet İsyanı (1920), Şeyh Sait Ayaklanması (11 Şubat 1925), Menemen Olayı (23 Aralık 1930), Dersim Olayı(1937), Kanlı Pazar olayı(1969), Sivas - Madımak Olayı (2 Temmuz 1992), 15 Temmuz (dahili ve harici düşman işbirliği) Kalkışması (15 Temmuz 2016) dinsel söylem kıvılcımlarıyla alevlenen bu konulara birer örnektir.]

  

   Büyük Atatürk’ümüzün bu sözünü de iyi anlamak gerekiyor.!  Düşman işgalinden “Kurtuluş”umuzun ve yeniden “Kuruluş”umuzun önderi ve de saygıyla, sevgiyle andığımız, minnettar bulunduğumuz şanlı şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin öncüsü Büyük Kahraman Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu veciz sözüyle, dinsel söylemlerle millî değerlerimizi, dinsel söylemlerle ulusal günlerimizi çarpıtmaya, dinsel söylemlerle halkı yanıltmaya çalışanlara karşı uyanık bulunmayı öğütlemiyor muydu?  Elbettedir ki, Millî değerlerimize, ulusal günlerimize ulusal bilinçle onurluca sahip çıkmayı öğütlüyordu.. Bu nedenlerledir ki, düşmanların ve düşmanın sinsi uzantılarının kirli oyunlarına, şer entrikalarına, haince kurguladıkları ihanet kumpaslarına aldanmamak için daima uyanık bulunmak gerekiyor; Büyük Atatürk’ün öğütlerini iyi anlamak ve daima dosdoğru uygulamak gerekiyor.!

 

   Dünün işgalcisi ve o şer Mütareke ve Sevr paylaşımı dayatmacısı o haçlı emperyalizmin birçok sinsi şer kumpasları Lozan kazanımları (24 Temmuz 1923) ile bozulduysa da, yine de dahili ve harici işbirlikçileriyle yine o şer sevr paylaşımının ve o bop bölüşümünün peşide koşuşturmaktadırlar.! Şahsi menfaatleri ve siyasi ikballeri için o şer sevr bop kumpaslarına hizmeti hüner sanacakların gaflet ve dalalet içinde bulunmalarını hoş görmek doğru değildir! Çükü bunlar zaman içinde ruhsuzlaşıp ecdadımızın yadigarı, şehit ve gazilerimizin kutsal emaneti bu güzel vatanımıza Damat Feritler gibi, Anzavur Ahmetler gibi hıyanet edebilecekleri asla unutulmamalıdır ve ona göre önlemler alınmalıdır.!

 

   Ulusal günlerimizin önemini iyi bilmek ve de saygıda kusur etmemek gerekiyor.! Halk tarafından “Çocuk Bayramı” olarak bilinen ve yıllardır bir kısım halkımızın gönlünde “Çocuk Bayramı” diye bir çağrışım oluşturan 23 Nisan, İşgalci o haçlı emperyalist düşmanın bu güzel yurttan atılmasına, ulusal egemenliğe yönelişe dair Millî Mücadele’nin sembolü değil miydi?  Ve her yıl İlk Okul’larımızda, İlköğretim Okulları’mızda 23 Nisan öncesinde 23 Nisan hazırlıkları yapılmıyor muydu? Ulusal bayramlarımıza yönelik son zamanlarda göze çarpan zafiyetler, engeller, aksamalar meydana geliyorsa nedendir? Millî Bayram günlerinin, ulusal günlerimizin resepsiyonlarının aksatılması ve daha vahimi, yasaklatılması durumu varsa bu tutum, bu gaflet(!) neyin nesidir!?  Oysa, o Mütareke dayatmalarına, o sinsi şer Sevr entrikalarına, o haçlı emperyalizmin işgal ve paylaşım mezalimine karşı onurlu karşı duruştur 23 Nisan ve Ulusal Egemenlik.. Bir onurdur, bir gururdur, bir ulusal coşkudur, millî bilinci geliştirmektir pekiştirmektir bu millî bayramlar..

 

   O haçlı emperyalizmin bu güzel yurdumuzu işgal etmelerine karşı Millî Mücadele yaparak bizlere emanet edilen bu vatanın güzel yarınlarına dair değil miydi Atatürk zamanından beridir okunup ekim 2013’te gerekçesi belirtilmeden kaldırılan Andımız!  1933 yılından beridir İlk Okullarımızda okutulan Andımız’ın son sözü, Cumhuriyet’imizi kurucusu büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün Cumhuriyetimizin Onuncu Yıl Nutku’nda son söz olarak yer alan Ne mutlu Türk’üm diyene! sözü değil miydi? Bu sözün temel dayanağı da yine Ata’mızın Gençliğe Hitabe’sinin son sözü olan Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur. sözü değil miydi? Bu nedenledir ki, Ulusal Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün “Gençliğe Hitabe”sini defalarca okumaktan ziyade içeriğini dosdoğru anlamak gerekiyor! Ve hatta Atatürk’ün isminden, Atatürk’ün resminden ve hatta araştırıp öğrenerek Atatürk’ün İlke ve Devrimleri’nden gurur duymak gerekiyor.. Ve yine bilinmelidir ki, Ulusal önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yarınlarımıza ışık tutan o nice öğütlerini iyi anlayıp daima dürüstçe dosdoğru uygulamak gerekiyor..

 

   Vaktiyle dört kıtaya ün salan, atının nalıyla üç kıtaya medeniyet taşıyan Cihan İmparatorluğu Osmanlı, yetenekli padişahlarıyla, azimli yöneticileriyle, esaretin ve karanlığın çağı sayılan Orta Çağ’ı kapatıp uygarlığa yönelişe dair  Yeni Çağ’ın oluşumunu ve Yükselme Dönemi’ni sağladılar.. Duraklama Dönemi’nden Gerileme Dönemi’ne yönelişi hüner sanan basiretsiz ve gafil yöneticilerinin gaflet ve ihanetleri yanı sıra ilimden, teknikten ve endüstriden yararlanmak yerine hurafelerden medet umma anlayışının yaygınlaşması, taht kavgalarının ordu üzerindeki olumsuz etkileri, yeniçerilerinin kazan kaldırmalarıyla orduda oluşan disiplinsizlikler , eğitimsizlik ve araç gereç yetersizlikleri, gelirlerin ve üretimlerin azalması ve pazar bulunamaması nedenleriyle devlet hazinesinin boşalmasına rağmen  “Lale Devri!” ihtişamıyla tüketimin- israfın artmasına karşılık  parasızlıktan, eğitimsizlikten ve asker yetersizliğinden ordunun güç kaybına, düşmana hizmeti hüner bilenlerin gaflet ve ihanetleri yüzünden de toprak kayıplarına, yokluğa, yoksulluğa ve yıkımlara, çok büyük acılara maruz kalındı..

 

   Cihan İmparatorluğu Osmanlı sayesinde Orta Çağ karanlığından, aforoz baskısından, endüljans entrikasından, engizisyon zulmünden kurtulup ilimde, teknikte ve endüstride büyük ilerlemeler kaydeden Avrupa’da, bilim ve teknolojinin yanı sıra çok gelişen edebiyat akımlarının, edebiyat ve felsefe ürünlerinin yarattığı hür fikirlerin geliştirdiği 1789 Fransız İhtilâli ile birlikte gelişen demokrasi ve milliyetçilik akımlarının fırtınaları da Avrupa devletleri yanı sıra Balkanlar’daki Osmanlı diyarlarında da etkili olurken, bir yandan da Avrupa’da endüstride meydana gelen büyük ilerlemeler nedeniyle Pazar arayışları, yeni yeni sömürge edinme kapışmaları ve de Avusturya Macaristan İmparatorluğu veliahtının bir Sırplı tarafından öldürülmesiyle (1914) oluşan çatışmaların bir bahane edilmesi yüzünden gelişmesiyle patlak veren Birinci Dünya Savaşı’nın ateşi Osmanlıyı da sardı.!

 

   Aç  çakallar, vahşi sırtlanlar misali birbirini yemeye çalışan Avrupalı devlerin tepişmesinden uzak durmaya, medeniyet taslayan o haçlı Avrupalılarca kendi aralarında çıkarılan bu savaşta tarafsız kalmaya çalışan Osmanlı,  bir yandan da Balkanlar’da yitirdiği o yerlerin bir kısmının tekrar geri alınabilineceğini ileri süren Enver Paşa ve fikirdaşı kimi hayalperest yetkililerin istek ve özlemlerine de önlem almaya çalışıyor, bazen de kararsız kalınıyordu.! Ne hazindir ki, Vaktiyle üç kıtaya hükmeden, dört kıtaya nam salan Cihan İmparatorluğu Osmanlı; sinsi çakalların, aç sırtlanların saldırısına uğrayan yaralı bir aslan misali, kaderin cilvesine maruz kaldı.!

 

   Akdeniz’de İngiliz donanmasının önünden kaçıp Çanakkale’ye sığınan (10 Ağustos 1914) ve İngilizlerce istenildiğinde, satın alındığı söylenip Osmanlı bayrağı çekilen Goben (Yavuz) ve Breslav (Midilli) adlarındaki bu iki Alman savaş gemisinin, mevcut Alman mürettebatıyla birlikte İstanbul’dan Karadeniz’e açılarak Rus limanlarını (29/30 Ekim gecesi) topa tutması sonucu tarafsızlığı bozulup kendini savaşın yangını içinde bulan (14 Kasım 1914) Cihan İmparatorluğu Osmanlı yurdu ve milleti, bu Cihan Harbi yangınında çok büyük zararlara, kayıplara, onulmaz acılara maruz kaldı..

 

   Kafkaslar’dan Tuna boylarına, Yemen çöllerinden, Mısır çöllerinden Trablusgarp çöllerine kadar ülkenin dört bir yanında iki elin parmağı sayısı kadar çok farklı cephelerde savaşmak zorunda kalan Cihan İmparatorluğu Osmanlı, en büyük savaş mücadelesini Çanakkale’de yaptı.. O üstün donanmaya, o güçlü silah üstünlüğüne sahip bulunan o haçlı emperyalizm müttefikleri, o üstün savaş gemileriyle, o güçlü toplarıyla tüfekleriyle Çanakkale’yi cehenneme çevirdiyseler de, Çanakkale’yi denizden ve karadan geçemeyerek Çanakkale’de büyük bir hezimete, büyük bir hüsrana maruz kaldılar.. Onlardan ve bizimkilerden çok fazla sayıda insan öldü, çok sayıda insan sakat kaldı.. Kimileri kolunu, ayağını, gözünü kaybetti, kimileri ise sağlığını yitirdi.!

 

   O haçlı emperyalizmin büyük bir hezimete uğradığı Çanakkale’de, o haçlı emperyalistlerce başlatılan Deniz Savaşı’nın ardından oluşan Kara Savaşları’nda gelişen o çetin çatışmaların, top, silah ve süngü savaşlarının olduğu yerlerde paramparça olan bedenler birbirine karıştı; tepelerden denize dere misali oluk oluk kanlar aktı.! Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal’in yıldızının parladığı Çanakkale’de o haçlı emperyalizme karşı büyük bir destan yazıldı! (Şanlı Şehitlerimize ve kahraman Gazilerimize minnettarız. Ebediyete intikal eden karamanlarımızı rahmetle, saygıyla, minnetle yâd ediyoruz. Kahramanlarımızın mekânları cennet, ruhları şad olsun!)

 

   O haçlı emperyalizmi, Çanakkale’de Deniz ve Kara Savaşları’nda (Şubat 1915 - Ocak 1916) büyük bir hezimete, büyük bir hüsrana uğratmamıza rağmen, yandaşı sayıldığımız Almanya’nın yenilgisi yüzünden masa başı entrikalarıyla yenik sayıldık ve Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) dayatmalarına maruz kaldık .! ( Mondros: Yunanistan’ın Limni adasında bir liman kenti.)  (Mondros Mütarekesi; 30 Ekim 1918’de Osmanlı adına Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf (Rauf Orbay) başkanlığındaki heyet ile İtilaf Devletleri adına İngiliz amirali Caltrop başkanlığındaki heyet arasında Limni adasının Mondros Limanı’nda İngilizlerin Agamemnon zırhlısında imzalanmıştı..

    

   Ne hazindir ki, Çanakkale Deniz Savaşı’nda Boğaz’a önde girmeye çalışan zırhlılardan olup Topçularımızın kimi top atışlarından etkilenmeyen, sadece güverteden orta derecede hasar görmüş olup (Bouvet, Irresistable, Ocean zırhlıları gibi Marmara Boğazı’nın serin sularına batmaktan kurtulmak için) savaş alanından geri kaçan bu çok güçlü Agamemnon İngiliz zırhlısı, 30 Ekim 1918’de, Mondros’ta Osmanlı’nın idam sehpasına dönüşmüştü.!   Oysa, Çanakkale Kahramanı Seyit Onbaşı’nın sırtlanıp topa yerleştirdiği 250 okkalık o top mermisiyle İngilizlerin güçlü zırhlılarından Ocean’ı sulara gömmesi, Nusrat Mayın Gemisi Kaptanı Yüzbaşı İsmail Hakkı Kaptan’ın döşediği mayınlara (18 Mart 1915’te) çarpıp batan ve devre dışı kalan gemi zayiatlarından ve Gelibolu Yarımadası’nda (25 Nisan 1915’te) başlattıkları o Kara Savaşları’nda hezimete uğradıklarından Çanakkale’yi aşamadılar, İstanbul’a ulaşamadıydılar.! Kendilerini Dünya’nın lideri sanan İngilizler, Kuût-ül Amâre’de de (29 Nisan 1916) büyük bir hüsrana uğradıydılar.! Fakat o emperyalist müttefikler (yüzü aşkın o savaş gemileriyle), 3 yıl sonra, masa başı entrikalarıyla  elde ettikleri Mütareke kazanımıyla adeta ellerini kollarını sallaya sallaya Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın Başkenti İstanbul’daydılar Boğaz’da da yankılanan onca kilise çan seslerinin eşliğinde.!(13 Kasım 1918)  “Kader utansın.!” demek bir çözüm değildir ki.! Geçmişin yanılgılarından, geçmişin gaflet ve ihanetlerinden dersler çıkarılmalı, böyle durumlara bir daha düşülmemesine gayret sarf edilmelidir.. Koyun postuna bürünen o haçlı emperyalizmin ve işbirlikçilerinin şirin söylemli sinsi şer söylemlerine, takkiyelerine kanılıp adlanılmamalıdır.! Vatan-Bayrak sevgisi; sadece laf(!) değildir, bu kutsal vatana sahip çıkmaktır, dünün işgalcisi ve o şer Sevr paylaşım takipçisi o haçlı emperyalizme karşı daima onurluca karşı durmaktır.!

 

   Düşmana geçit verilmeyen Çanakkale’de o haçlı emperyalizmin büyük bir hüsrana uğratılmasına rağmen İlk Cihan Harbi (1914-1918) esnasında müttefiki olunan Almanya’nın yenilgisi yüzünden oluşan mağlubiyet nedeniyle o işgalci haçlı emperyalistlerce Cihan İmparatorluğu Osmanlı’ya dayatılan o şer Mondros Mütarekesi (30Ekim1918) büyük bir yıkıma neden oldu.! “Çanakkale ve İstanbul Boğazları açılacak.” maddesiyle başlayıp , “Osmanlı Orduları terhis edilecek; Orduya ait silah, cephane ve askeri araçların İtilaf Devletleri’ne teslim edilecek.”   maddesiyle devam eden ve tamamı 25 maddeden oluşan o şer Mondros Mütarekesi dayatmalarının en can alıcı maddesi ise 7’nci maddeydi!  Ki, bu 7’nci maddeye göre “İtilaf Devletleri,  kendi güvenliklerini tehdit edecek herhangi bir durum ortaya çıkarsa, gerekli gördüklerinde her yeri işgal etme hakkına sahiptir.”  Bu madde ile, açıkça ülkemizin işgali, milletimizin esareti belirtilmekteydi.!   Vaziyet buyken, ulusumuzla alay edilircesine, Cihan İmparatorluğu Osmanlı’yla dalga geçilircesine “savaş sona erecek” şeklindeki çakalca bir ifade buyuran o yanıltıcı son maddeye de ne denmeliydi!?  Ki, önceki maddelerde yer alan onca kirli sinsi şer tuzakları unutturmaya, yanıltmaya yönelik adeta ilizyon konumunda bulunan o son madde 25’inci madde ise şöyleydi: “Müttefiklerle Türkiye arasında düşmanca eylemlerin 31 Ekim 1918 perşembe günü, yerel saatle öğleden başlamak üzere, durması.”  Bu son maddeye göre herhalde  işgal sona erecek, savaş bitecek sanıldı.! Oysa gerçek durum bu değildi!! Bu son madde, adeta bütün tuzakların çiçeklerle süslenip kamufle edilmesi misali tuzak bir madde değil miydi?! Koyun postuna bürünen tilki kurnazlığıyla Osmanlı’ya dayatılan böyle bir Mütareke dayatmaları(!) nasıl benimsenebilirdi? (Mustafa Kemal Paşa, bu Mütareke’ye karşı çıkmış; karşı çıkılmasını, uyulmaması gerektiğini dillendirmişti..)

 

   O vakitlerde Başkent İstanbul’da da kapkara bulutlar dolanıyordu! Şam’daki birliği (yani 30Ekim 1918’de imzalanan o şer Mondros Mütarekesi gereği 7 Kasım 1918’de Yıldırım Orduları Gurup Komutanlığı ve 7.Ordu’su) lağvedilen Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal İstanbul’a çağırıldı. (Kendisine bilgi 10 Kasım1918’de tebliğ edildiğinden Hatay üzerinden Adana’ya dönüp o günün akşamı Adana’dan trene binen) Mustafa Kemal Paşa, 13 Kasım 1918 sabahı Haydarpaşa’ya gelmişti.. (13 Kasım sabahı çok sayıdaki düşman savaş gemisinin İstanbul’a gelişini ve 100’ü aşkı bu düşman savaş gemilerinin kiliselerin çan sesleri eşliğinde Dolmabahçe Sarayı önlerine doğru ilerleyip demir atışını kahırlı bakışlarıyla görmüştü.! O gün..) Mustafa Kemal, arkadaşlarıyla Haydarpaşa’dan köhne bir motorla o düşman savaş gemilerinin arasından Sirkeci’ye geçerken, bağrının derinliklerinden gelen bir sesle, “Geldikleri gibi giderler!” demişti (13 Kasım 1918). Ve O, askeri öğrencilik yıllarından beridir kafasında planladığı “Türklüğün yokluktan, yoksulluktan ve baskılardan kurtuluşunun, istilacı düşmanın işgaline  ve mezalimine maruz kalan bu güzel Anadolu’muzun o düşman işgalinden kurtarılmasının ve Ecdadımızdan emanet kalan bu güzel “Türk Yurdu”nun yeniden kuruluşunun destanını yazmaya hazırlanıyordu.. 

 

   Mütareke avantajı bahanesiyle Samsun ve yöresinde yöre halkına karşı mezalimlere yönelen Rumlara karşı kendilerini korumak için karşı savunmaya yönelen yöre halkının savunma ve püskürtme baskıları Rumların oyunlarını bozmuştu.! Bunun üzerine Rumların, Türklerce kendilerine saldırılarda bulunulduğunu İngilizlere şikayet etmeleri nedeniyle, İngilizler, Padişah’a ve İstanbul Hükümeti’ne, olayın tez önlenmesi baskısında bulunduydular.! Bunun üzerine bir heyetin, Samsun ve yöresindeki Rumlara yapılan baskınların yerinde incelemesi ve oluşacak yeni baskınları durdurmaya görevlendirilmesi kararlaştırılır.. Ancak bu görevin başına kimin getirileceği kararında tereddütler hasıl olur.! Bu görevi en iyi Mustafa Kemal yerine getirebilir düşüncesi ortaya atıldıysa da öğrencilik yıllarından beri Cumhuriyet yanlısı olduğu bilinen Mustafa Kemal’e böyle bir görev verilirse hilafet ve saltanata karşı girişimlerde bulunabileceği, Padişahlık sistemini kaldırmaya yönelebileceği kaygısı hasıl olduğundan işkillenilir, fakat bu “Samsun olayı!” görevini başarıyla yapabilecek istekli bir başka görevli aransa da o kısa sürede bulunamaz.. Çünkü Mütareke baskısıyla Suriye’deki birliği (7.Ordu 7Kasım1918’de) lağvedilmiş olan  Mustafa Kemal Paşa,  “Harbiye Nezareti” emrinde (adeta Mütareke dayatması gereği altı aydır aktif bir görev verilmediğinden) boştaydı..  Oysa, Mustafa Kemal Paşa, Vatan toprağı kutsaldır, kaderine terk edilemez! görüşündeydi.. Ki, O; içinde bulunulan o kötü durumda, istilacı o galip devletlerce bu güzel Türk yurdunun ve aziz Türk ulusunun esarete sürüklenişinin senaryolarının kurgulanışı esnasında boş boş oturmayı benimseyemezdi.! Vatan sevgisi ona hizmetle ölçülür!anlayışındaki vatansever Mustafa Kemal, boşta kaldığı bu süre esnasında ülkenin selameti, vatanın işgalden kurtuluşu için gizlice görüştüğü arkadaşlarına, Samsun ve yöresi için oluşacak bir görevlendirmeye dair o görevin kendisine verilmesinde yardımcı olmalarını da ısrarla salıklamıştı..

 

   İstanbul önlerindeki bir kısım İngiliz savaş gemisinin top namlusu saraya çevrilikti.! Padişah ve İstanbul Hükümeti zor durumdadır ve bu nedenle İngilizleri temin etmek arzusundaydılar.! Bunun üzerine, yine araştırma yaptılar, kendisine verilen görevi en iyi şekilde sonuçlandıran Mustafa Kemal’de karar kılındı.. Sarayın İngiliz baskısı altında bulunduğunu gören Mustafa Kemal, üstün yetkiler istemektedir ve ordu Müfettişliği görevi talebinde kararlıdır.. Saray ve Hükümet böyle bir yetkiye taraftar değilseler de başka çareleri yoktu! Bu şartlar altında, Samsun’daki olayları bastırmak üzere Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal’e yetki verilir..

 

   16 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru’yla İstanbul’dan ayrılan Mustafa Kemal Paşa, tehlikeli ve meşakkatli bir yolculuktan sonra 19 Mayıs 1919 sabahı, Anadolu’nun karanlık ufuklarını aydınlatırcasına Samsun’a ayak bastı..

 

   Oysa, Mustafa Kemal, İstanbul’dan Samsun’a çıkmadan bir gün önce yunan askerleri güzel İzmir’imize çıkartma yaptıydı (15 mayıs 1919). ”Hasta adam”a benzetilen Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın son diyarı bu güzel Anadolu’muz, Mütareke imtiyazıyla o haçlı emperyalizmin kurtlar sofrasında bölüşülecekti.. Fakat henüz tereddütler giderilememişti.. Bunun üzerine, halkın engellemelerini önlemek ve hatta para ve menfaat karşılığı halkın bir kısmından yararlanılması amacıyla İngilizlerin telkin ve desteğiyle Damat Ferit Hükümeti’nce Heyet-i Nasih’alar kurulup yunan ordusunun İzmir’e çıkartma yapmasından iki üç  hafta öncesi halk içine salındıydı(1919).. İşgal ve paylaşımın engellemesinden, halkı işgale karşı bilinçlendirebileceğinden şüphelenilen her kim varsa aydın- subay- mebus denilmeden tutuklanacak; kimisi Bekir Ağa Zindanı’na atılacak, kimisi de Malta’ya sürgün edilecekti.!  Ve İstanbul’da yurtsever aydınlara, vatansever subaylara yönelik tutuklamalar başladı.!  Mustafa Kemal’in de İngilizlerce İstanbul’da tutuklanacağı ya da kendisini Samsun’a götürecek olan Bandırma Vapuru’nun Karadeniz’de batırılacağı söylentisi de Hüseyin Rauf (Orbay) tarafından Mustafa Kemal’e iletilmişti..  Mustafa Kemal Paşa bu sözlerden etkilenip kaygılandıysa da Anadolu’nun bağrına tez ulaşabilmenin ateşi bu kaygıları dağıttı.. Yeter ki yola çıkarken herhangi bir aksaklık oluşmamasındı.! Çünkü, ona göre yola çıkmak, Anadolu’nun bağrına varmaktı..

 

   Mustafa Kemal,  23 Nisan’a, Cumhuriyet’e gidilecek yolda yürümeye kararlıydı.. Tuzaklarla dolu Karadeniz yolculuğu kazasız belasız atlatılmış, 19 Mayıs sabahı gün ışımasıyla birlikte Samsun’a varılmıştı.. Ülkenin içine düştüğü kötü koşulların giderilmesi, işgalci düşmanların bu güzel yurttan atılabilmesi için çalışmalar yapılması gerektiğini ve bunun için yurdun her sathında işgale karşı mitingler yapılmasını, millî birlikteliğin sağlanması için kongreler yapılmasını arkadaşlarıyla planlıyordu.. Mustafa Kemal, işgale karşı ilk protesto mitingini 30 Mayıs 1919’da Havza’da kendisi başlattı. Ve ardından İstanbul’da da işgale karşı büyük mitingler yapılmaya başlandı..

   Padişah, İngilizlerin baskısıyla Mustafa Kemal’i geri çağırdıysa da Mustafa Kemal Paşa Amasya’ya geçti.. Amasya’da yaptığı toplantıda “Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı tehlikededir.”, “ Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır..” kararlarını içeren 7 maddelik Amasya Genelgesi oluşturuldu..(22 Haziran 1919)

 

   Mustafa Kemal, Amasya’dan Sivas yoluyla Erzurum’a geçerek bölge halkıyla görüşmeyi ve Doğu yöresi halkını bilgilendirmeyi amaçlamıştı.. Çünkü, Mütareke’nin 24’üncü maddesine göre “Altı vilayet adı verilen yerlerde bir kargaşalık olursa, vilayetlerin herhangi bir kısmının işgali hakkını İtilaf Devletleri haiz bulunacaktır.” denilmişti. (Vilayet i sitte:Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ ve Sivas) Bu maddeye  göre  Doğu illerinde Osmanlıya karşı kalkışmalar yaptırılarak yörede Ermenistan hükümranlığı oluşturulacaktı.. Bunun önüne geçebilmek ve ülkenin işgalden kurtuluşunu temin etmek için bir kongre yapılacaktı. Fakat İstanbul’dan gelen bir habere göre Mustafa Kemal görevden alınmış, tutuklanıp İstanbul’a getirilmesi fermanı imzalanmıştı..  Bunun üzerine, Mustafa Kemal, ordudan istifa ettiğini belirterek İstanbul’a dönmeyeceğini, sade bir yurttaş olarak vatan hizmeti çalışmalarını sürdüreceğini belirtmişti..

 

   Mustafa Kemal’in resmi görevi sona erdiğinden emrinde tek bir neferi bile yoktu, tek bir sivil giysisi de yoktu.!  Sivilliğinin ilk günlerinde kalabalık içinde adeta yapayalnız gibiydi.!  Bir ara idi, Erzurum’daki 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa, arkasından gelen birkaç manga askeriyle birlikte, Mustafa Kemal’e doğru geliyordu.. Mustafa Kemal, İstanbul hükümetince Kazım Karabekir Paşa’ya da Mustafa Kemal’i tutuklayıp İstanbul’a gönderilmesi emrinin verildiğini duymuştu! Bu durumu bilen Atatürk’ün yanındaki bir arkadaşının gözlemine dair bir anlatımına göre, “Bir anda Mustafa Kemal’in beti benzi solmuştu.! Her şeyin bittiğini, “Buraya kadarmış.!” diye mırıldanıp kahır gidercesine endişeli bir ruh hali içindeymiş.! Kazım Karabekir Paşa, Mustafa Kemal’e yaklaşırken, sert bir topuk yankılanmasıyla selam vererek;

   “Kumandamda bulunan zabitin ve efradın hürmet ve tanzimlerini arza geldim. Siz bundan evvel olduğu gibi bundan böyle de bizim muhterem kumandanımızsınız. Emrinizdeyim Paşam.!” sözü, tutuklanma kaygısının fırtınalarıyla ruhu daralmış gibi olan Mustafa Kemal’i kendine getirmiş, solan yüzünde bir tebessüm belirmiş.! Ve o anda kucaklaşmışlardı vatanın ve milletin selameti için..

 

   (Ki, Kazım Karabekir Paşa, kendisine verilen tutuklama emrine karşılık, Saray’a, “…Mustafa Kemal Paşa’nın fiil ve hareketlerinde vatan ve milletin maksat ve menfaatlarına ve mevcut konulara muhalif sayılabilecek hiçbir hal ve hareketin olmadığını görüyorum..” diye bildirerek Mustafa Kemal Paşa gibi böylesi bir vatanperverin tutuklanmasına da gönlü elvermediğinden, böyle bir zatın tevkifini gerektirecek bir durum olmadığına dair teferruatlı bir bilgi gönderdiydi..      

   Ne hazindir ki, aralarındaki Vatan sevdasına dair samimi içtenlik bu kadar iyiyken, emperyalizm işbirlikçileri, dinsel söylemlerle Kazım Karabekir Paşa ile Mustafa Kemal Paşa’nın arasını açmaya, Mustafa Kemal Atatürk’ü engelletmeye çalıştılar.!)

 

   Atatürk’ün önerdiği ve Karabekir Paşa’nın desteğiyle yapılan çalışmayla hazırlığı önceden planlanmış olunan Erzurum Kongresi yapıldı (23 Temmuz 1919). “Millî sınırlar içinde vatan bir bütündür.”, “Milletin iradesini esas kılmak esastır.”, “Manda ve himaye kabul olunamaz..” anlayışlarını içeren yedi maddelik bir karar alınarak halka duyuruldu.. (Mustafa Kemal’in, Erzurum Kongresi konuşmaları sırasında, Kazım Karabekir Paşa’nın bu davranışının o dönemde  kendisine kuvvet ve cesaret veren en mühim hadise olduğunu anlatması, Millî Mücadele’de Kazım Karabekir Paşanın da büyük bir rolünün olduğunu görüyoruz.. Ne hazindir ki, Atatürk karşıtı olanlar, Cumhuriyet’in ilanından sonraki siyasi dalgalanmalarda Kazım Karabekir Paşa’yı Atatürk’e karşı, karşı eylemleri için kalkan olarak kullanmaya çalışmışlardır! Bütün bu anlatımlardan çıkarılan derslere göre, Atatürk karşıtlarının Atatürk’e karşı eylemleri o haçlı emperyalizmin çıkarları için değil de nedir? Ne yazık ki, o haçlı emperyalizme hizmetkarlığı hüner sananların, sandırılanların gaflet ve ihanetleri yine süre gelmektedir.. Bunu tam anlayabilmek için illa eskiyi yaşamak mı gerekiyor?)

 

   Saray, Damat Ferit ve Hükümeti, İngilizleri memnun edebilmek için Millî Mücadele’nin yapılmamasına yönelik gayret ediyorlardı.! Sivas Kongresinin engellenilmesi için uğraşlara başladılar! Sivas’a da Mustafa Kemal’in tutuklanması emirleri yağdırılmışsa da Mustafa Kemal Paşa, yurtsever arkadaşları tarafından korundu ve Millî Mücadele’ye yönelik çalışmalara devam edildi..  Erzurum Kongresi’nde alınan Millî İrade’ye ve Millî Mücadele’ye dair yedi maddelik bu karar Sivas Kongresi’nde de aynen benimsendi (4 Eylül 1919). Bu çalışmalarla sağlanan dayanışma sayesinde Millî Mücadele’nin sağlam zemini hazırlandı..

 

   Mustafa Kemal, Millî Mücadele çalışmalarının takibini ve aktiviyetinin arttırılmasının temini için 27 Aralık’ta (1919) Temsil Heyeti ile birlikte Ankara’ya geldi.

 

   O haçlı emperyalistlerin Cihan İmparatorluğu Osmanlı’ya dayattıkları o şer Mondros Mütarekesi’nin o galip devletlere tanıdığı haklar(!) bahanesiyle ülkemizin her bir tarafından istilaya maruz kaldı, düşman işgalleri başladı.. Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın başkenti İstanbul işgal altındayken, halkın, padişahtan ve İstanbul Hükümeti’nden kendilerini kurtaracaklarını umdurulmaları ise büyük bir gafletti, dalaletti ve hatta bu güzel vatana ihanetti.!

 

   Padişahtan ve İstanbul Hükümeti’nden Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarının başlattıkları Millî Mücadele çabalarının durdurulması için istediklerini elde edemeyen İtilaf Devletleri, İstanbul’u resmen işgal etme ve Osmanlı Meclisi Mebusan’ı dağıtmaya karar verirler.. 16 Mart 1920 sabahı çok sayıda İngiliz askeri karaya çıkarılarak fiilen işgali başlattılar.! Devlet dairelerini işgal ettiler, karakolları bastılar.! Ve ardından Osmanlı Meclisi Mebusan’ını bastılar.. Kuvayı Millîye yanlısı mebuslar tutuklanıp Malta adasına sürüldü.. Mustafa Kemal yanlısı bilinen birçok aydın Malta’ya sürgün edilirken kimi subaylar  da tutuklanıp Bekir Ağa Zindanı’na atıldılar.! Hâl buyken halkın bir kısmının hâlâ İstanbul Hükümeti’nden ve Padişahtan  bu düşman işgalinden kurtuluş için medet ummasına ne denmeliydi?  İşgal yıllarındaki Heyet-i Nasiha’ların çalışmaları neye, kime yaradığı hâlâ anlaşılamadı mı?

 

   Bu yüce Meclis’imizi kuruluşuna ve faaliyetlerin oluşumuna gayret eden Mustafa Kemal, İstanbul’un fiilen işgal edilmesi ve Meclis-i Mebusan’ın İngilizlerce kapatılması üzerine ülke sathında seçimler yapılmasını istedi işgale karşı ulusal çalışmaların millî dayanışma içinde yapılabilinmesi için..

 

   Birinci Dünya Savaşı’nın entrikalarıyla yıkılan Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın son diyarı olan bu güzel ülkemizi işgale kalkan  o düşmanlarımızın yurdumuza ve ulusumuza yaptıkları müstemlekeye yönelik kötülükleri, eziyetleri ve esareti kabullenemeyen yurtsever gazi Mustafa Kemal Atatürk ve yurtsever dava arkadaşlarının ulusal dayanışmayı ve o haçlı emperyalist saldırgan düşmanı bu güzel vatanımızdan söküp atmayı gerçekleştirebilmek, bu vatanın ve milletin bölünmez bir bütünlüğünü ve ulusal gönenci temin etmek için ulusal çalışmaların planlanıp uygulanma kararının alınmasını sağlayacak ulusal merkez olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’mizin açılışı 23 Nisan 1920’de gerçekleştirildi. Bu nedenledir ki;

   23 Nisan, Şanlı Türk Ulusu’muzun ebediyen bağımsız yaşayacağının bütün dünyaya haykırılışı günüdür.!

   23 Nisan, Ulusal İrade’nin ve Ulusal Bilinç’in Ulusal Egemenlik dayanışmasına dönüşüm günüdür!

 

   Çok iyi bilinmelidir ki, dünün işgalcisi o haçlı emperyalistleri, dünün o Sevr’ine yönelik yine sinsi şer entrikalar peşindedirler.. Yurdumuzu bölmek, halkı ayrıştırmaya yönelik kaos oluşturabilmek, kaleyi içerden çökertebilmek için entrikalar, kumpaslar peşindedirler.. Bu entrikaları bozmak için 23 Nisan 1920’de perçinleşen Ulusal Egemenlik kavramına onurluca sahip çıkalım..

 

   Dünün işgalcisi o haçlı emperyalizm ve sinsi yerli işbirlikçileri dün olduğu gibi bugün ve yarınlarda da yine ulusal emenliğimize dil uzatacakları, Türklüğün millî birlik ve beraberliğini sarsmaya yönelik entrikalara, şer kumpaslara yönelecekleri unutulmamalıdır..

 

   O haçlı emperyalizm, dün, Çanakkale Deniz Savaşı’nda büyük bir hezimete uğrayınca  Çanakkale’yi geçmek için planladıkları 25 nisan (1915) Kara Savaşı’nda da yine hüsrana uğramamak için, Osmanlıyı arkadan vurmaya yönlendirdikleri Ermeni çetelerinin (ki, ermeni canilerince Anadolu’da büyük katliamlar başlatılmıştı ve bunun engellenilmesi ve de doğuda iç güvenliğin temini için 24 Nisan1915’te “tehcir” kararı (göçürme- göç ettirme) oluşturulunca İngilizlerin oyunu bozulmuştu..) saldırılarından medet uman İngilizler, güç kayıplarına neden olan 24 Nisan’daki bu tehciri fırsata dönüştürme propagandasına yönelmelerinin ardından 25 Nisan 1915’te Çanakkale’de, kanların dere misali aktığı Çanakkale Kara Savaşı’nı başlattıydılar.. Osmanlıyı masa başında mahkum edebilmek için İngilizlerce, o saldırgan ermenilerce ortaya atılan bir  “Ermeni soy kırımı yalanı!” (ki, Osmanlıyı arkadan vuran ermeni komitacıları destekleyen ermenilerin sevk ve iskanı amaçlı olan tehcirden dolayı Türklere karşı kini, nefreti arttırıp yandaş sağlamak için düzmece bilgiler- mektuplar içeren Mavi Kitap –Blue Book-1916) kumpasının Türklüğe yönelik olumsuz etkileri günümüzde de sürmekte ve hatta yakın tarihte uydurulan kimi dinsel etkinliklerle de  23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mızın etkinliğine ve güzelliğine gölge düşürülmek istenilmektedir.!

 

  “2023, 2223”..  söylemleriyle şirin görünmeye çalışanların bu söylemleri 23 Nisan (1920) ile başlayıp 29 Ekim (1923) ile taçlanan Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkmak, Türklüğün ebedi bağımsızlığının sağlanılması ve vatanın bütünlüğünün temini, Cumhuriyetin kazanımlarının korunması amaçlı değilse o söylemler bir takkiye, bir aldatmaca değil de nedir!?

 

   Cumhuriyet ile birlikte kulluktan, ümmetten “Millet” bilincine, “Ulus” olma onuruna ulaşılmışken, aksaklıkların, noksanlıkların, yokluğun ve yoksulluğun giderilmesi hesaplanması gerekirken, bazılarının tabirine göre, günümüzdeki bütünsellikten çözülüp dağılmaya yönelik “çözüm!” yani “çözülüm!” algısı gayreti varsa nedendir!? Uygarlık yolunda aydınlık yarınlara doğru ilerlerken  “değişim!” söylemini tekrarlaya tekrarlaya “geriye- eskiye dönüşüm”ü özendirme varsa nedendir!? Türklüğün bütünselliğinden rahatsızlık duyan o işgalci haçlı emperyalizmi adeta memnun etmek ve onlarca takdir edilmek istenirmişçesine “açılım” diye diye bölünüp dünün o şer Sevr paylaşımına, sinsi şer bop bölüşümüne zemin hazırlama senaryoları varsa bu gaflet neyin nesidir!?

 

   Türklüğün şan ve şerefi için Çanakkale’de, İnönü’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da ve ülkenin her bir sathında o işgalci haçlı emperyalizme karşı Millî Mücade’leyi başlatıp o işgalci emperyalizmi hüsrana uğratan ve ulusal egemenliğimizi kazanmamızı sağlayan Ulusal Önderimiz ve Ebedi Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, İstiklâl Savaşı Şehit ve Gazilerimize minnettarlığımızı unutmamalıyız.. Ulusal Önderimiz Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öğütlerini çok iyi anlamalıyız ve bu öğütleri dosdoğru uygulamalıyız ki, dünün işgalcisi ve o şer sevr paylaşımı özlemcisi emperyalizme ve o haçlı emperyalizmin içimizdeki Truva atlarının şirin görünümlü şer söylemlerine, koyun postuna bürünmüş canavar misali dost görünümlü sinsi takkiyelerine aldanmamalıyız.!

 

   Çok iyi bilinmelidir ki, Cumhuriyet’i Atatürk, bugünün Çocukları, yarının büyüğü Gençliğe emanet etmiştir. Emanet ettiği Cumhuriyet, iyi korunsun, Türklük ve Türkiye iyi savunulsun diye de CHP adında bir siyasi parti de kurmuştur.. İşte bu siyasi parti ve ekibi bile Türklüğü ve Türkiye’yi iyi savunmasın diye düşmanın sinsi şer entrikalarına, kumpaslarına maruz kalabilir..   Bu nedenledir ki, Atatürk’ün kurduğu parti de Türklüğün ve Türkiye’nin düşmanlarının şer entrikalarına maruz kalmışsa, bu yanlışlıklardan arındırılmasına gayret gösterilmesi esnasında uyulması, uygulanması gereken birçok kurallardan biri için de büyük Atatürk şöyle öğütlüyor;

   “Efendiler, sırası gelmişken, aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden biran geri kalmasın.” (Atatürk)  (Seçilecek, başa geçirilecek insanların iyi tahlil edilmesi gerekir! Çünkü  iyi bilinmedik kimi sinsi insanlar, Türklük ve Cumhuriyet karşıtları olanlar adeta koyun postuna bürünmüş çakallar, sırtlanlar misali köprüyü geçene kadar sinsi davranabilirler, şahsi menfaatlerini müstevlilerle birleştirebilirler.!)

 

  “Millî egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur.” diyerek egemenliğin ulviyetini belirten,   

   “Özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası ulusal egemenliktir.” diyerek egemenliğimize daima iyi sahip çıkmamız gerektiğini söyleyen,    

   “Çalışmak ve başarı aramak herkes için temel ilke olmalıdır.” diyerek bilinçli azim ve çalışmaya yönelmemizi isteyen,

  “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.”, diyerek millî birlik ve beraberlik anlayışına sahip çıkmamızı belirten Büyük Atatürk’ün millî ekonomiye, ulusal yatırıma ve ulusal üretime de büyük bir önem verilmesi gerektiğine dair öğütlerini de iyi bilmek ve dosdoğru uygulamak gerekiyor.  

 

    Millî ekonomi, millî kalkınma hep millî üretim sayesinde gelişir.. Ulusal tarımımıza, sanayimize, fabrikalarımıza millî - yerli üretim bilinci anlayışıyla doğru sahip çıkalım! Millî üretimin önemini çok iyi bilmek ve çok önem vermek gerekiyor.. Çünkü Gerçek Millî  Ekonomi, gerçek millî yatırımlarla ve gerçek millî üretimlerle sağlanıp gelişir.. Yabancılara özelleştirmelerin yanlışlığını öğütlemek ve hatta yabancıların sinsi şirin söylemlerine kanıp aldanmanın bir gaflet olduğunu belirtmek için de  “Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla olur.”  diye öğütte bulunan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün önderliğinde coşup şahlanarak kanları, canları pahasına bizlere bu güzel vatanı emanet eden şehit ve gazilerimize minnettarız. Bu Vatan kahramanlarımızı saygıyla, minnetle, rahmetle anıyoruz.. O düşman işgali günlerindeki onca yokluklara, bin bir zorluklara rağmen  Millî Mücadele için Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde coşup şahlana şehit ve gazi kahramanlarımızın, şanlı ecdadımızın kutsal emaneti olan bu güzel vatanı onurla savunmamızı ve gururla kalkındırmamızı öğütleyen Millî Bayram’larımızdan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mızı daima coşkuyla kutlayalım.

 

   Sevgili Çocuklar, Değerli Geçler ve ey aziz milletimiz; bu güzel gün 23 Nisan’ın kıymetini iyi bilelim.. Bu özel günü, bu güzel bayramı bizlere armağan eden Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ulusal egemenlik ; milletin namusudur, şerefidir, haysiyetidir.” sözünün önemini asla unutmayalım.. Bu güzel öğüdü hem vicdanımıza hem cüzdanımıza yazalım ki, dünün işgalcisi ve Sevr paylaşım özlemcisi, gericiliğin ve bölücülüğün destekçisi o haçlı emperyalizmin ve sinsi işbirlikçilerinin şirin görünümlü şer sözlerine aldanmayalım.! Aydınlık güzel yarınlar için Ulusal Egemenlik’in ulviyetine göre çalışmalarımızı dürüstçe ve azimle dosdoğru sürdürelim.. Çünkü;

   “Büyük Millet Meclisi, Türk Milletinin asırlardır süren arayışlarının özü ve onun bizzat kendisini idare etmek şuurunun canlı bir timsalidir.”,

   “Bu memleket  tarihte Türk’tü, bugün de Türk’tür ve sonsuza kadar Türk olarak yaşayacaktır.”,

   “Egemenlik, hiçbir mâna, hiçbir şekil ve hiçbir renkte ve işarette ortaklık kabul etmez.(1922),

   “Yeni Türkiye Devleti’nin yapısının ruhu, millî egemenliktir. Milletin kayıtsız şartsız egemenliğidir.”(1923)

   Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.(1923),

   Türkiye Cumhuriyeti’ni Kuran Türkiye Halkına Türk Milleti denir.,

   Cumhuriyetimizin temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürüdür!diyordu Büyük Atatürk..

   

   Geçmişin o yanılgılarına, onca acılara o büyük yıkıntılara bir daha maruz kalınmamasını isteyen Ulusal Önderimiz Eşsiz Kahraman Atatürk,

   “Rica ile, merhamet dilenmekle bir millet ve devletin şeref ve istiklâli kurtarılamaz. Türk milleti, gelecek nesiller için bunu unutmamalıdır.” demektedir.. Büyük Atatürk, 

   “Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.” diye öğütte bulunarak “Cumhuriyet”in ulviyetini ve korunmasının zaruretini belirten ve bu nedenledir ki,

   “Efendiler!  Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun en evvel ve her şeyden evvel Türkiye’nin istiklaline, kendi benliğine, millî birlik ve beraberliğine düşman olan unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.” diyerek hepimizin bu bilgilendirme sorumluluğunu yerine getirilmesinin ehemmiyetini de belirtmek için öğütte bulunan Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve öğütlerini çok iyi anlayalım ki, sağa sola sapmadan, öteye beriye yalpalamadan Atatürk Yolu’ndan dosdoğru ilerleyebilelim.. Vatanımızın, Bayrağımızın, Ulusallığımızın ve Ulusal Bağımsızlığımızın temeli sayılan Ulusal Egemenlik’imize, Ulusal Egemenlik onuruna kavuşmamızın sağlanmasındaki Millî Mücadele’ye yönelişimizde, ve o düşman işgalden kurtulup yeniden hürriyetimize kavuşmamızda ve bu güzel Cumhuriyet’imizin kuruluşunda büyük bir ehemmiyeti bulunan ve ebedi var oluşumuzun teminatı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’mize de daima onurluca sahip çıkalım.. Tarihin çöplüğüne atılan dünkü o şer Sevr’in ve de o şer sevr’in Orta Doğu’yu da kapsayan uzantısı şer BOP’un istila ve paylaşımının kumpasları peşindeki o haçlı emperyalizmin ve işbirlikçilerinin sinsi entrikalarına, sinsi şer şirin söylemlerine aldanmayalım.! “Ulusal Egemenlik”in oylaşılması ve hatta unutturulması gaflet ve dalaletine düşmeyelim.!! 23 NİSAN, MECLİS’TİR, ULUSAL EGEMENLİKTİR! 23 Nisan’a karşı duruş, o haçlı emperyalizmin istila entrikalarına, onların o şer sevr oyununa, bop tuzağına hizmet etmektir; yani, bu kutsal vatana karşı gaflet, dalalet ve hatta ihanet içinde bulunmak demektir!! Ne diyordu Ulusal Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk; Hürriyetin de Eşitliğin de Adaletin de dayanak noktası Millî Egemenliktir.”  diyen Büyük Atatürk’ün bu güzel öğüdü de iyi anlaşılmalıdır.

 

   (Bop, emperyalizm tuzağıdır! ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı (ve sonrasında Bakan olan) Condilecza Rice’nin bir Amerikan gazetesine 2003’te verdiği “Orta Doğu’yu Dönüştürmek” makalesiyle ayyuka çıkan bu projeye göre “Türkiye dahil Fas’tan Basra Körfezine kadar Orta Doğu’da bulunan 22 ülkenin sınırlarının ve rejimlerinin değiştirilmesi projesiymiş! Ki, 28Eylül 200’da Roma’da Nato ile ilgili bir birifing esnasında  dev ekrana Türkiye’nin de paylaşılmış bir haritası çıkınca orada bulunan subaylarımız topluca o salonu terk etmişler, durumu Ankara’ya bildirmişlerdi..)

 

   “23 NİSANUlusal Egemenlik”tir, Millî Bayramdır,  ulvi bir coşkudur..  “Ulusal Egemenlik” ise,  Millîliktir, Şehit ve Gazilerimizin kutsal emaneti olan bu güzel  Vatan toprağımıza,  Ay Yıldızlı Al Bayrağımıza ve Ulusal Bağımsızlığımıza, Cumhuriyetin kazanımlarına, ulusal yatırımlarımıza, vatan toprağımıza, ecdadımıza, ulusal benliğimize, millî kültürümüze  onurluca sahip çıkmaktır.. 23Nisan; saraya, saltanata, padişahlığa, cehalete, esarete, sefalete, yoksulluğa, karanlığa ve o şer sevr paylaşımı özlemcisi o haçlı emperyalizme karşı millî duruştur.! Ulusallığımızın teminatı olan Cumhuriyet’imize daima iyi koruyalım, parlamenter sistemimizin güvencesi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’mizin ve Cumhuriyetimizin ulviyetini iyi bilelim; Türkiye Büyük Millet Meclisi’mize ve Türkiye Cumhuriyeti’mize daima onurluca sahip çıkalım! Ulusallığımızın ve ulusal bağımsızlığımızın, istiklâlimizin ve istikbalimizin, çağdaş aydınlık yarınlarımızın teminatı olan laik Cumhuriyet’in ilgası, 23 Nisan ile oluşan Cumhuriyet’imizin parlamenter sistemin feshi referandumu söylemleri bile etik değildir, benimsenemez.! Sonu, Meclis’imize ve Cumhuriyet’imize ihanete varan öyle söylemler varsa asla hoş karşılanamaz; öyle bir gaflet ve dalalet asla kabul edilemez.! Ne diyordu Ulusal Rehberimiz, Büyük Önderimiz, Ebedi Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk o ünlü Gençliğe Hitabe’sinde bizlere:

   “Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

   Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel senin en kıymetli hazinendir..” diye verdiği o kutsal öğüt çok iyi bilinmelidir, doğru anlaşılmalıdır ve de dosdoğru sahiplenilmelidir, savunulmalıdır.. Bu nedenlerledir ki, 23 Nisan’a, Ulusallığımıza ve Ulusal egemenliğimize, Cumhuriyet’imize ve Cumhuriyetimizin kazanımlarına, Millî Temel Eğitim’imize,  millî ekonomimizin teminatı ulusal yatırımlarımıza ve millî tarım ve teknolojideki millî üretimimizin iyileştirilmesinin ve geliştirilmesinin kaynağı sayılan millî sanayimize ve fabrikalarımıza, vatan toprağımıza, al bayrağımıza ve ulusal tam bağımsızlığımıza dürüstçe, azimle ve onurluca sahip çıkmak, Atatürk Yolu’ndan azimle dosdoğru gitmek  daima millî görevimizdir!

 

   Aydınlıklar, mutluluklar çok yakın;  Şu coşkuya, bu şenliğe bir bakın! Bilimle oluşur hedefe akın.. Bu güzel yurt senden gönenç bekliyor;  23 Nisan Bayramı “şenlik” bekliyor.! Atatürk Yolu’nda yanılma sakın.!” Ve yine diyorum ki;

 

   Ecdat diyarı bu Vatan şer işgale maruz kaldı;

   Düşmanların mezalimi yüreklere acı saldı..

   Mustafa Kemal Paşa’mız tez Anadolu’ya geçti;

   Düşmandan kurtuluş için millî direnişi seçti..

   Millî İstiklâl’e dair bir bir Kongre’ler yapıldı;

   Vatan ve Hürriyet için Ankara’da toplanıldı..

   Atatürk öncülük etti, bu Yüce Meclis kuruldu;

   Kahramanların azmiyle düşmanlar yurttan kovuldu..

   Saray’ı, padişahlığı, saltanatı, hezimeti

   Tarihe gömen Meclis, ülkü bilir her hizmeti!

   Yüce Meclis anısına oluşturuldu bu bayram;

   Bu şen “Çocuk Bayramı”na bütün dünya kaldı hayran.!

   Denize döküldüyse de düşman oyunları çoktur!

   Vatan, dürüst hizmet ister; hainliklere yer yoktur.!

   Cumhuriyet’imizin ilgası halka teklif edilemez!

   Parlamentomuzun feshi asla benimsenemez.!

   Atatürk’ün ışığıdır yurtseverlerin ilkesi,

   Cumhuriyet ve uygarlık  vatanseverlik ülküsü..

   Bu Millî Bayram’larımız Türklüğün hep gururudur,

   Ulusal Bayram’larımız Bağımsızlık onurudur..

   Türklüğü sever görünen düşmana aldanmayalım.!

   Millî Bayramlarımızı hep coşkuyla kutlayalım..

 

   23 Nisan, Ulusal Egemenliktir!  Bu güzel bayram 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mız, tüm ulusça daima büyük bir coşkuyla kutlanılmalıdır.. Vatanımıza ve milletimize, ulusallığımıza ve ulusal bağımsızlığımıza ve yarınlarımızın büyükleri çocuklarımıza dair bu ulvi günümüzün bayramı 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı”mız Bu Güzel Yurdumuz ve Aziz Ulusumuza, Geleceğimizin Teminatı Sevgili Çocuklarımıza Kutlu Olsun! Bu Güzel Bayram 23 NİSAN, harici ve dahili düşmanların sinsi şer entrikalarını defetsin.! Bu güzel Bayram 23 NİSAN; Yurdumuza, Ulusumuza ve Dünya İnsanlığına huzur, barış, mutluluklar ve esenlikler getirsin..

 

 Kemal KOÇÖZ (Eğitimci)

ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği)

 Karasu Şubesi Kurucu eski Başkanı

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Puan Durumu
Sakarya halksesi-Bağımsız, Halkçı, Muhalif, İnternet sitesi
Uluslararası evden eve nakliyat Uluslararası Nakliyat Yurtdışı Kargo Eşya Depolama Zati Eşya Taşımacılığı Evden Eve Nakliyat
© Copyright 2018 Sakaryahalksesi.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
SAKARYA GÜNDEM
Sapanca gölü
Sakarya Trafik Kazaları
Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
Adapazarı Haber
Sakarya haber
SAKARYA SPOR
Sakaryaspor
Sakarya Futbol Haberleri
Sakarya Basketbol Haberleri
Sakarya Bisiklet
Sakarya Basketbol
SAKARYA SİYASET
Recep Uncuoğlu
Zeki Toçoğlu
Ayca Taşkent
Muhammed Levent BÜLBÜL
Süleyman Dişli
Ayşegül İslam
SAKARYA EĞİTİM
Sakarya Meslek Yüksek Okulu
Sakarya Ortaöğretim
Sakarya Üniversitesi
Sakarya İlköğretim
Sakarya Öğrenci Yurtları
SGK Sorgulama
YEREL HABERLER
sakaryayenihaber
Sakaryahalksesi
Adapazarı Akşam Haberleri
Adabulvar
Bizimsakarya

türk porno mobil porno ataşehir escort istanbul escort kadıköy escort taksim escort mecidiyeköy escort şişli escort brazzers ümraniye escort halkalı escort ataköy escort beylikdüzü escort

istanbul escort bayan