bodrum escort bodrum escort bodrum escort takipçi satın al

ADAPAZARI’NIN DÜŞMAN İŞGALİNDEN KURTULUŞU

21 Haziran, Adapazarı’nın Düşman İşgalinden Kurtuluşu Günü’dür. Kutlu Olsun..
Bu haber 2018-06-21 05:43:26 eklenmiş ve 589 kez görüntülenmiştir.

 

   Deprem mağduru bu güzel Adapazarı’mız, vaktiyle, Cihan İmparatorluğumuz Osmanlı’nın yönetim merkezi olan İstanbul’umuza (13 Kasım 1918’de) o emperyalist düşmanın donanmasıyla gelmesiyle (ve ardından 20 Mart 1920’de de yeniden yeise büründüren İstanbul’daki o fiili işgalle) oluşan o kapkara günlerde o haçlı batının silahlı askerlerinin vahşetiyle ve içimizdeki işbirlikçilerin baskı ve saldırılarıyla karşı karşıya kaldıydı.! Yıkılmaz, sarsılmaz(!) sanılan Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın başkenti İstanbul, “Esir Şehir!” misali işgal altındayken bu güzel vatanın o düşman işgalinden, o düşmanların mezalimlerinden “Kurtuluş”u için Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. veciz anlayışını ilke edinerek Samsun’a ve oradan Anadolu’nun içlerine geçerek Millî Mücadele uğraşılarında bulunan Mustafa Kemal Paşa’nın suçlanması, asi ve kötü tanıtılması ve hatta O’na yandaşlık edilmesinin de, vatanın düşman işgalinden kurtuluşuna dair millî dayanışma gayretlerinin de  suç sayılması neyin nesiydi, hangi akla hizmetti!? Bu vahim, bu hazin durum karşısında Anadolu insanımızın dirlik düzeni bozuldu..

 

   Vaktiyle asırlarca İmparatorluk merkezi olan tarihi güzel şehir İstanbul’un (Cihan İmparatorluğu Osmanlı’ya 1453 yılından itibaren 470 yıl başkent oluşunun) o şanlı ihtişamının gölgesinde birkaç asırdır olmanın huzuru ve gururu gayretiyle iyiye, güzele, refaha yönelmeye başlayan Adapazarımızın o aydınlık ufukları, o düşmanın işgaline uğrayan güzel İzmir’imizin ardından tekrar fiilen işgale uğrayan İstanbul’la birlikte kararıyordu..

 

   O şanlı Çanakkale Savaşı’nda, Sarıkamış’ta, Yemen çöllerinde ve yurdun her bir köşesinde birçok yiğidini şehit veren Adapazarı, onca acıların altında ezilmekten kurtulmaya uğraşlar verirken yeniden o zalim düşmanların saldırılarıyla, vahşetleriyle karşı karşıya kaldı.. Hele o Sakarya Köprüsü’nün yanışı olayı ve onca vahşetler, o durumu görenlerce ve o olayın anlatılarını dinleyenlerce nasıl unutulur?! Kurşunlara maruz kalındı, düşman eline düşen birçok kadınlar ve çocuklar süngülendi.. Ve bu nedenle nice savunmasız ailelerde tedirginlikler oluştu; kimileri şahsi gayretleriyle savunmaya yöneldiyse de birçok aileler, kadınlar o zalim düşmanın eline düşmemek, mezalimlere uğramamak için kucaklarında, sırtlarında bebeleriyle uzak köylere kaçışlar başladı.!

 

   [Rahmetli babaannem de kundaktaki (1990’da merhum) Kemal amcamı, dastarıyla sırtlayıp o yunan, o rum gavurunun, o eşkıya haydudunun eline düşmemek için köyden köye kaçmışlar, korkulara yokluklara maruz kalmışlardı.! (Rahmetli) babaannem, Büyük Atatürk’ün Adapazarı’na geldiği gün ise sırtında dastarıyla taşıdığı oğluyla onu görmeye, dinlemeye gittiğinde Büyük Atatürk’ün (babaannem gibi giyimli) annesi Zübeyde Hanım da  o balkon konuşması esnasında Atatürk’ün yanındaymış..(1922)]

 

   (Şöhret düşkünlüğü, yiyecek içecek ve atların yemlenmesine dair tedbirsizliğin oluşturduğu kıtlık, savaşa dair plansızlık, kimi komşu birliklerin vaktinde yardıma gelmeyişi ve hatta güvenilir sanılan kimi yardımcı birlik yöneticilerinin kıskançlıklarının depreşmesi yüzünden tutulmayan kimi gediklerden baskın yenilmesi nedeniyle 1683 yılında oluşan) o İkinci Viyana Kuşatması hüsranının ardından kaybedilen savaşların, 93 Harbi’nin (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı), Balkan Savaşları’nın onca acıları, yıkıntıları ve yoklukları yetmiyormuş gibi bir de  Birinci Dünya Savaşı başımıza musallat olduydu.!  O şer Birinci Dünya Savaşı’nın en kanlı cephesi sayılan ve Türk’ün şanlı kahramanlıklarıyla destanlaşan (1915’teki) o ünlü Çanakkale Savaşları’nda büyük bir hezimete uğrayan o emperyalist haçlı Batılıların sinsi masa başı entrikaları sonucu, yenik sayılan Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın önüne Mütareke dayatması konuldu.!  (28 Temmuz 1914- 11 Kasım 1918 yılları arasında yaklaşık olarak 4 yıl 4 ay süren) o şer Birinci Dünya Savaşı’nın galibi sayılan o istilacı emperyalizmin, müttefiki olunan Almanya’nın mağlubiyeti bahanesini ileri sürerek oluşturdukları o masa başı entrikasının yenilgisiyle oluşan ve (Çanakkale Boğazı’nın karşısında yer alan yunan Limni adasının Mondros Limanı’nda demirleyen o ingilizin uğursuz Agamemnon zırhlısında) 30 Ekim 1918’de Osmanlıya imzalattırılan o şer  Mondros Mütarekesi’nin ardından sürekli baskılara maruz kalındı.! Cihan İmparatorluğu Osmanlı’yı parçalayıp yıkmaya, bölüp bölüştürmeye yönelik o şer Mütareke dayatmalarına maruz kalınış ne büyük bir hazindi.!

 

   Vaktiyle dört Kıta’ya ün salan, üç Kıta’ya atının nalıyla medeniyet taşıyan ve hata o vahşi Orta Çağ Avrupası’nın karanlıklardan kurtulup aydınlıklara kavuşmasına, bir bakıma o Batı medeniyetinin gelişmesine katkı sağlayan bir Cihan İmparatorluğu Osmanlı nasıl olur da böyle bir hazin hale düşerdi.! Ki, Osmanlı’nın yükselişe geçişinin ardından dahili ve harici Hıristiyanların etkisindeki ulemaların yanıltılarıyla bir taraftan bilimsellikten ayrılıp hurafelerden medet ummaya yönelişle bilimde, sanatta, ticarette ve üretimde gerilemeler oluşurken tüketimde ise artışlar baş göstermişti..  Bununla birlikte başlayan aşırı israf ve şatafat düşkünlüğündeki artış, içteki ecnebi tefecilere ve dış borçlanmalarda büyük artışların oluşmasına iç huzursuzluğun da başlamasına sebep oluşturmuştu.! Cihan İmparatorluğu Osmanlı, taht ve şehzade entrikalarına da maruz kalınca dış ve iç düşmanların sosyal, siyasal, ekonomik ve askeri saldırılarına da maruz kalmaya başlamıştı.. İkinci Viyana hüsranıyla başlayan Gerileme Devri ardından belki yeniden yükselişe zemin sağlanır umulurken yıkılışa zemin oluşturan o şer Birinci Dünya Harbi esnasında ve savaş müttefiki olunan Almanya’nın yenilgisi nedeniyle mağlup sayılarak o şer Mütareke dayatmalarıyla karşı karşıya kalındı ve ardından o galip devletlerin istilası, işgali oluştu.. Oluşan bu işgale karşı, o düşman işgalinden ve mezalimlerinden “Kurtuluş” için  Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Paşa öncülüğünde bir Millî Mücadele başlatıldı..

 

   Bir taraftan Saray’ın gafleti, dinsel yanlış fetvalar ve fermanlar, bir taraftan İstanbul Hükümetinin yanlış tutum ve söylemleri halkımızı yanıltıyor, çoğu kez, insanımız ne yapacağını bilmez hale geliyor; daha vahimi ise İngiliz- rum ve hatta Saltanat destekli yeni yeni yerli eşkıya grupları da türüyordu.. Bu esnada o düşman işgalinden ve paylaşımından kurtuluş için Anadolu’muzun yeniden bağımsızlığı mücadelesini başlatan Gazi Mustafa Kemal’e ve Kuvayı Millîye hareketine karşı halkı kışkırtan İstanbul yönetiminin yanlışlıklarıyla oluşan Rum-Yunan-İngiliz yandaşlığını ve mandacılığını benimseme gafleti yüzünden kendi insanımız da, Anzavur hainine de uyup düşmanın Adapazarı’na girmesine destek verdiler ve hatta İngilizlerce, Sarayca yönlendirilmeyi fırsat bilen kimi abhaz, çerkez çeteleri de yunan, rum ve ermeni çeteleri gibi Adapazarı halkımıza kötülük etmeye başladıydılar.!     

   (Osmanlı’nın Duraklama ve Gerileme Dönemi’nde,  Kurtuluş Savaşı yıllarında ve hatta Cumhuriyet dönemi esnasında da karşılaşılan o güçlükler, o zorbalıklar için İnönü Savaşları’nın kahraman komutanı olan ve o düşman işgalinden kurtuluşun ardından Atatürk’ün önderliğiyle kurulan Türkiye Cumhuriyeti’mizin İkinci Cumhurbaşkanı’mız olan İsmet İNÖNÜ’nün “Hiçbir millet yoktur ki, içinde bizim kadar hain yetiştirsin!”sözünün tarihsel doğruluğuna ne denmeli?!)

 

    [Kaynarca-Kefken-Kandıra güzergahındaki o saldırgan düşmanlara  ve o düşmanların yerli işbirlikçilerine karşı mücadele veren milis güçleri arasında da bulunan ve hatta Kaynarca’nın  (03 Mayıs 1921’deki) düşman işgalinden Kurtuluşu’nda da emeği geçen, (23 Ağustos’ta başlayıp 21 gün 21 gece sürüp 13 Eylül 1921’de biten) Sakarya Savaşı’nda bulunan (ve hatta Mustafa Kemal’in o Sakarya Savaşı’na dair nutku toplantısında birliğinin önünde bulunduğundan bir ara Mustafa Kemal Paşa ile göz göze geldiğini  ve o nutuk esnasında bütün birliklerin hep bir ağızdan vatanın kurtuluşuna dair savaşmaya söz vermesinin ardından sol gözünden  bir damla göz yaşının yanağına doğru aktığını gördüğünü söyleyen) İstiklâl Savaşı Gazisi Karasu-Aziziyeli Davutoğlu Hüseyin ACAR (annemin babası) dedem de Adapazarı’nın düşman İşgali esnasında o zorbaların mezalimlerine maruz kalanlardandı.]

   [Gazi Dedem, Ferizli civarındaki Sakarya kıyısına yakın Adapazarı sapağında rum ve yandaş çetelerince yakalandığında “İpsiz Recep nerde.?” gibisinden sorularla sorgulanmış, falakaya çekilmiş; (o yıllarda Kurudere’de ikamet etmişliği bulunan ve atıyla oradan geçmekte olan) rum Yorgi tarafından, “Ben bunu tanıyorum; Karasulu Davut ustanın oğlu bu, zararsızdır, bırakın onu.!” denildiğinden falaka faslı sona erdirilmiş, elleri ayakları çözülerek serbest bırakılmıştı.! (Kasım 1920)]

 

   Millî mücadelelere şahsi hırs değil millî onur sebep olmuştur.” diyen, Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk miller denir. diye bir tanımlama yapan ve bu nedenle Türklük ulviyetini “Benim en büyük vasfım Türk oluşumudur..”, Ne mutlu Türk’üm diyene! sözüyle pekiştiren ve hatta “Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.” diyen Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın ulusal bağımsızlık mücadelesine yönelik oluşturulan Kuvay-yı Millîye çabalarından güç kuvvet bulan Adapazarı halkı, hem dış düşmanla hem de iç düşmanla mücadele ederek 21 Haziran (1921) günü kurtuluşa kavuştu.. Bu güzel “21 Haziran, Adapazarı’nın Düşman İşgalinden Kurtuluşu Günü”müzle gurur duyalım, fakat millî tedbiri de asla elden bırakmayalım.!  Çünkü  Tito’nun Yugoslavya’sını parçalayan, parçalara ayıran, ama, Kıbrıs’ta müstakil bir Cumhuriyet kuran Kıbrıslı Türk’lerin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni sinsice feshettirip Ada’nın tamamını Rum kesimine vermek için birleştirme gayretinde bulunan sevr bop tuzakçısı o vahşi Batı, bu güzel vatanımıza yönelik yine o şer Sevr hülyasıyla yeni yeni saldırı entrika kumpasları kurguluyor  ve hatta dahili ve harici sinsi şer işbirlikçileriyle bu güzel yurdumuzu ayrıştırmak, bölüp bölüştürüp yönettirerek sömürmek arayışları peşinde koşuşuyor.!

 

    Şahsi ve siyasi çıkarlar peşinde koşuşan kimi gafillerin işbirliği yaptığı  emperyalist istilacı o düşmanlar, koyun postuna bürünmüş çakal misali zaman zaman kılık değiştirip dost edasıyla (!), o şer haçlı dayatmalarıyla, AB masalıyla(!), İMF kıskacıyla, o şer sevr uzantısı sinsi BOP tuzağıyla, DAD afyonuyla, misyonerlik ayağıyla, Nato tezgahıyla yine şer entrikalar peşindedirler.! Ki, bu haçlı zihniyetli emperyalist düşmanlar, önemli stratejik kurumlarımızın,  sosyal ve ekonomik içerikli ulusal yatırımlarımızın, o ulusal kazanımlarımızın özüne girebilme senaryolarıyla bu aziz ulusumuzun kanla irfanla oluştura geldikleri sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik kalelerimizi de içten içe kuşatma gayreti içindedirler.! Bu nedenledir ki, 18 Mart’ın (Çanakkale Zaferi), 19 Mayıs’ın (Atatürk’ün Samsun’a çıkışı), 23 Nisan’ı (Millî Mücadele için TBMM’nin Kuruluşu- Meclis’e dayalı Parlamenter Sistem), 21 Haziran’ın (21 Haziran 1921-Adapazarı’nın Düşman İşgalinden Kurtuluşu), Sakarya’nın, Dumlupınar’ın simgesi 30 Ağustos’un, 9 Eylül’ün (9 Eylül 1922 - İzmir’in Kurtuluşu), Lozan Kazanımı’nın (24 Temmuz 1923), 6 Ekim’in (6 Ekim 1923 - İstanbul’un Düşman İşgalinden Kurtuluşu), 29 Ekim’in (Cumhuriyet’in ilanı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’mizin kuruluşu ve ulusal bağımsızlığımızın tüm dünyaya duyuruluşu gibi oluşumların) tarihi içeriği çok iyi bilinmelidir.. O haçlı zihniyetli emperyalist düşmanın düşmanlığının sinsice devam ettiği ve hatta bu şer iştahlarına yönelik bu güzel ülkemizde Truva atları yapılandırmaya, Kahraman Ordumuzun zayıflatılması, ulusal dirliğimizin zafiyete uğratılması için kumpaslar kurgulamaya ve hatta millî birlikteliğimizin sarsılmasına yönelik dinsel ve siyasal sinsi şer entrikalar tezgahlamaya, 15 Temmuz gibi hain kalkışmaların teminine çabaladıkları asla unutulmamalıdır!! Gençliğimiz kindarlıkla değil, Vatan, Atatürk ve Atatürkçülük bilinci ve sevgisiyle yetiştirilmelidir..  Atatürk’ün Yurtta barış, dünyada barış. ilkesi bütün dünyaya tanıtılmalı, o haçlı emperyalizmce içine itilmek istenilen o Orta Doğu bataklığından, o şer Orta Doğu yangınından ve hatta o şer Sevr içerikli şer Bop gibi tuzaklardan daima uzak durulmalıdır..

 

    Değerli Yurttaşlarımız; 21 Haziran, şanlı bir gündür.. Bu güzel gün, yurdumuza ve ulusumuza kutlu olsun. Deprem mağduru Adapazarı’mızın o düşman işgalinden kurtuluşunun bu şanlı gününün yıldönümünü coşkuyla kutlamalıyız.. Fakat tedbiri de elden bırakmamalıyız.! Bu nedenledir ki, dünkü düşmanın ve işbirlikçilerinin sinsi şer içerikli şirin söylemlerine aldanmayalım.! Emperyalizmin Truva atlarına kanmayalım, tez yıkalım!

 

   Türklüğün, Atatürkçülüğün karşıtlığını görev edindirilen hıristiyancı islamcıların, servcilerin, manda severlerin, dünün işgalcisi o haçlı emperyalizme hizmetkarlıkları ortaya çıkartılmalıdır ve hatta o gafillerin gafillikleri, o hainleri hainlikleri tez önlenilmelidir ki, geleceğimizin teminatı gençliğimiz de bunları iyi tanımalı ve bu düşman uzantılarının takkiyelerine aldanıp kanmamaları temin edilmeli, “Atatürk Yolu”nda dosdoğru gidilmesinin temini sağlanmalıdır.. Ulusallığımızın ve Ulusal Bağımsızlığımızın devamlığının teminatı için Atatürk’ün Onuncu Yıl Nutku’nda ve hatta o ünlü millî Andımız sözlerinin sonunda da bulunan “Ne mutlu Türküm diyene!” sözünden de daima onur gurur duyan Atatürkçü Gençlik yetiştirilmelidir..

 

   Şanlı bir ecdadın nesilleri olarak özgürce yaşamayı sürdürmek millî bir görev bilinmeliyken dünkü o İşgal yıllarında o şer Sevr’i benimsemek, mandacılığa hizmeti hüner bilmek neyin nesiydi, hangi akla hizmetti.! Ecdat yadigarı bu kutsal vatan toprağına onurluca sahip çıkalım; gelecekte dahi o ecnebi askerlerini yurdumuza asla kabul etmeyelim.! Günümüzde ve yarınlarda bu durumlar yine söz konusuysa eğer bu aymazlık büyük bir gaflettir, dalalettir, şehit ve gazilerimize ve onların bu kutsal emaneti bu güzel Vatan’a büyük bir ihanettir.! Aydınlık güzel yarınlar millî birlik ve beraberlikle sağlanır.. Bu nedenledir ki, Türklüğü ve Türkiye’yi yıpratmaya yönelik etnik ayrışım entrikalarına da karşı duralım.. O haçlı emperyalizme karşı bu al bayrağımızın hürlüğü, bu kutsal vatanımızın özgürlüğü için o ulvi Kurtuluş Savaşı yapılmadı mı? “Vatan bütündür, millet bütündür.” düsturumuz, bu millî birlikteliğimiz, dün olduğu gibi o şer sevr bop paylaşımı peşindeki o haçlı emperyalizmi çok rahatsız ettiğinden uzantılarıyla birlikte aleyhimizde kumpaslara yönelecekleri asla unutulmamalı, onların hilelerine karşı daima tedbirli olunmalı; halk dayanışmasına, millî birlikteliğe daima önem verilmelidir.! Ki, ne diyordu Türklük kavramı için Büyük Atatürk; “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.” diyordu.. Bu tanımlamaya göre (Anayasa maddesi haline de dönüşen)Türkiye devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” sözü ulvidir. Bizi birleştiren, kaynaştıran  bu anlam doğrultusunda Türkiye’mizin birliğini, ulusal dirliğini daima sağlam tutmalıyız; harici ve dahili düşmanların sinsi şer oyunlarına daima azimle onurluca karşı durmalıyız..

 

   “Çözüm” tuzağına düşmeyelim! Bütünsellikten çözülüme, dirliğimizden dönüşüme, bölüşüme gafletinr yönelmemizi önerenlerin bizi uçuruma ittiklerini anlamak için illaki uçuruma mı düşmemiz, dünün o acılarını yeniden yaşamamız mı gerekiyor?! Çanakkale’yi, Sakarya’yı, Dumlupınar’ı iyi anlayalım; o yokluklarda, o bin bir zorluklarda bu vatanın kurtuluşunun  Millî Mücadele’sinin ruhunu unutmayalım..  Çanakkale’yi geçmesine engel olunan, Anadolu’dan, Adapazarı’ndan söküp İzmir’den denize dökülen o düşman, yine sınırımızı ihlal ediyorsa, adalarımıza babalarının çitliğiymiş gibi giriyorlarsa, ay yıldızlı al bayrağımıza saygısızlık yapılıyorsa ve dost sandığımız kimileri yine dış güçlere piyonluk yapıyorsa, o düşman, dahili ve harici uzantılarıyla ecdat yadigarı bu güzel vatan toprağını “fabrika alıyor!” kisvesiyle almaya yöneliyorsa, bir taraftan ay yıldızlı al bayrağı sever görünüp diğer taraftan da bayrağımıza- bağımsızlığımıza-Türklüğümüze düşman olanlarla dirsek temasında bulunanlar palazlanıyorsa,  gelişiyorsa ve bunlar görülemiyorsa yeter artık ey halkım uyanalım bu  gaflet uykusundan.! Ders alalım tarihten; uyanalım, çalışalım ve coşalım millî günlerimizden.. Unutulmamalıdır ki, millî günlerimiz, millî bayramlarımız sadece ve sadece oyun, eğlence günleri değildir; yarının aydınlık güzel günleri için ibret almaktır dünden, o tarihi günlerden..  Ve çünkü, Millîliğimizin ebediliğinin gereğidir, ulusumuzun ve ulusallığımızın huzur ve refahının temini görevidir geçmişten de, günümüzden de  dersler alıp yarınlarımızı iyi belirlemek..

 

   Çanakkale’de (1915) büyük bir hezimete uğrayan o haçlı emperyalizmin şer entrikalarıyla ve dost sanılarak müttefiki olunan Almanya’nın yenilgisi yüzünden gündeme gelen Mondros Mütarekesi’nin (30 Ekim 1918) dayattığı müstemlekelikten ve o işgalden kurtulmak için Amerikan mandacılığını, İngiliz yandaşlığını benimsemeyi(!) ehveni şer kabul etmeyi hüner sanan gafillerin, hainlerin değil, bu vatanın ulusal bağımsızlığı için “Ya istiklâl ya ölüm!” parolasıyla Millî Mücadele’yi onurlu bir kurtuluş yol kabul eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü çok iyi anlamak ve Milli Mücadele’mizin kahraman şehit ve gazilerini saygıyla anmak, Atalarımızın kutsal emanetlerine onurluca sahip çıkmak ulusal ve onursal bir görevdir..

 

   (Birinci Dünya Savaşı’nda müttefiki olunan Almanya’nın yenik düşmesi bahanesiyle Cihan İmparatorluğu Osmanlı da yenik sayıldı; o Çanakkale’de o haçlı emperyalizme karşı yüz binlerce şehidin al kanlarıyla ve gazilerin kahramanlıklarıyla nice destanlar yazıldı ama ne var ki, büyük gafletler ve dalaletler yüzünden o şer Mütareke dayatmalarına ve işgale maruz kalındı..  İstilanın, işgalin ve şer Sevr paylaşımının kolaylığı için o Mütareke bahanesiyle İngilizlerce ve işbirlikçilerince birçok Ordu birliklerimiz dağıtıldı, silahları toplatıldı ve hatta nice yurtsever subayların ve aydınların bir çoğu tutuklanıp Bekir Ağa Zindanları’na atıldı, bir kısmı da Malta’ya sürgüne gönderildi.! Bu mezalim yetmiyormuş gibi bir de kalan ordunun azmini kırmak için ermeni soykırımı yalanı uyduruldu, dinsel fetvalarla halk uyutulmaya çalışıldı.!

   İşte o Almanya, bugün kendi düşmanlarının oyununa geliyor, Birinci Dünya Savaşı’nda kendine müttefik olan Türklere ermeni entrikalarıyla ihanet peşinde koşuşuyorsa bundan hem kendisi, hem Türkiye’miz, hem de bütün insanlık zarar görür.! Çünkü o soykırım entrikası bir emperyalizm uydurmasıydı ve o ermeni soy kırımı yalanı bir emperyalizm oyunudur! “Aman dileyene kılıç kalkmaz!” misali Osmanlı hiçbir zaman soy kırım yapmamıştır ve hatta Orta Çağ karanlığındaki Avrupalıların o karanlıklardan kurtulmalarına, medeniyete tez ulaşmalarına katkı sağlamıştır..)

 

   Unutulmamalıdır ki,  haçlı emperyalizmin o işgal yıllarında olduğu gibi bu güzel yurdumuza, aziz ulusumuza, aydınımıza ve ordumuza yönelik sinsi şer entrikalarını sürdürebilme hevesleri ve istekleri sürüp gidecektir ve bunun için de içimizden ve dünyanın her yerinden kendilerine işbirlikçiler devşirmeleri de devam ede duracaktır.! Ve ne hazindir ki, o haçlı emperyalizm, kendi şer çıkarları için devşirdiklerini zaman zaman adamlarıyla da bizlerce benimsenmesi gayretlerini sürdürecekler, koyun postuna büründürdükleri çakalları, canavarları allayıp pullandırarak, iltifatlarla göklere yükselterek “koyun!”dur, “iyi!”dir diye benimsememize, aramıza katmaya, fitne fesat çıkarmaya gayret edeceklerdir.!

 

   Çok iyi bilinmelidir ki,  Öndersiz bir toplum çabuk çökertilir! anlayışındaki dünün işgalcisi, Türklüğün ezeli ve ebedi düşmanı o haçlı emperyalizm, dün olduğu gibi yarınlarda da Türklüğü, Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü kötülemeye, suçlamaya, suçlatmaya-yargılatmaya devam edeceklerinin ardındaki gerçek niyetin ulusal bağımsızlığımızı sarsmaya, öteden beridir elde etmeyi tasarladıkları vatan toprağımızın bölünmesine,  millî birlikteliğimizin çözülmesine, ulusallığımızın çökertilmesine yönelikliği unutulmamalıdır.!  Geçmişin yanlışlıları, ihanetleri asla unutulmamalıdır ve hatta başımızın üstüne kadar çıkaracaklarımıza da dikkat edilmelidir.! Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün,

   Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli’yi (öz cevher, asalet) çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin. öğüdü de asla unutulmamalı, muhtevası çok iyi anlaşılmalı ve dosdoğru uygulanmalıdır; o sinsi şer emperyalizmin Türklük, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti karşıtı piyonlarına asla adlanılmamalıdır.! Çünkü önümüzde bir Osmanlı geçeği vardır! Vaktiyle Osmanlı bürokrasisine üşüşen yerli birçok gayrimüslimlerin, kimi devşirmelerin, kimliklerinde din ibaresi yazılmadığından oluşan fırsatla gizlenip  bürokrasiye sızan ecnebi evveliyatlıların, harici ve dahili düşmanlara çabuk aldanan liyakatsizlerin Osmanlı’nın yücelmesine değil, zayıflatılıp yıkılmasına gayret etikleri gerçeği de  asla ve asla unutulmamalıdır.!

 

   Dünün acıları nasıl unutulur! Tarihe iyi bakıldığında, nice Türk Devletleri ve Türk İmparatorlukları, düşmanlardan ziyade dost sandığımız, gaflet, menfaat ve ihanet içindeki  içimizdeki kimi hainler yüzünden dağılıma, yıkıma uğramadı mı!?  Dünkü düşman ve işbirlikçileri kaos meydana getirebilmek için Muaviye misali İslam kavramını da, dini değerleri de pervasızca kullanmaktadırlar.!  Bu nedenlerledir ki, işgalden kurtuluşumuzun ve yeniden özgürlüğe kavuşumuzun öncüsü, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’mizin kurucusu büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün o ünlü Gençliğe Hitabe”sinin ve o nice öğütleri de çok iyi irdelenmeli, ülkemize ihanetlerin bu yollarla da uygulanmaya koyulacağı asla unutulmamalıdır!

 

   Bir memleketin, bir memleket halkının düşmandan zarar görmesi acıdır. Fakat, kendi ırkından büyük tanıdığı insanlardan vefasızlık, felâket görmesi ondan daha acıdır. Bu, kalp ve vicdanlar için onulmaz yaradır.” diyen Büyük Atatürk,

   Milletimizin başına gelen bütün felaketler, kendi talih ve geleceklerini başka birisinin eline terk etmesinden kaynaklanmıştır. Bu kadar acı tecrübeler geçiren milletin bundan sonra egemenliğini bir kişiye vermesi kesinlikle mümkün olmayacaktır.(1923) demiştir.

 

   Geçmişin benzeri acıların, felaketlerin bir daha tekerrür etmemesi için şöyle diyordu yüce Gazi Mustafa Kemal;

   Tarihimizi okuyunuz, görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melânetten gelmiştir.” Ki, halkın dini duygularını sömürmeye çalışanlar, “Müslümanları halife hülyasıyla hâlâ oyalamaya ve aldatmaya çabalayanlar, yalnız ve ancak Müslümanların ve özellikle Türkiye’nin düşmanlarıdır. Bu nedenledir ki,  Gericilere hoşgörü göstermek yüce bir terbiye göstergesi değil, bir milletin mutluluğuna, şerefine ve namusuna göz dikenlere hoş görüdür ki, hiçbir zaman, hiçbir kişi buna izin veremez! (Atatürk, Konya,1923) Ki, Laik hükümet kavramından dinsizlik manası çıkarmaya çalışan fesatçılara fırsat vermeyiniz.  Laiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir, bütün yurttaşların ibadet ve din hürriyeti demektir. (Mustafa Kemal,1930)

 

    (31 Mart ayaklanması, Menemen olayı ve hatta yakın tarihteki Cumhuriyet’e yönelik oluşan 15 Temmuz kalkışması, dinsel hülyalarla beyinleri yıkanmışlarca meydana geldiği gerçeği unutulmamalıdır; dahili ve harici düşmanlar iyi tanınmalıdır. Haçlı emperyalizmin ve şer işbirlikçilerinin o şer Sevr Bop paylaşımı entrikalarına imkan verilmemelidir.!)

 

  Dünün işgalcileri yine aydınlık ufuklarımızı karartma peşindedirler.! Orta Doğu coğrafyasında yangınlar çıkartan emperyalizmin asıl hedefi bu güzel vatandır.. Çünkü onlar minarelerimizden ezanın dinmesini, kiliselerinde çanların çalınması için işgal ve paylaşım peşindedirler.. Yurdumuzun ve Ulusumuzun güzel yarınları için dünden dersler çıkarıp yarınlarımıza doğru yön vermeliyiz.. Koyun postuna bürünen çakalların, canavarların şirin söylemli şer entrikalarına karşı daima uyanık bulunulmalıdır. Aydınlık yarınlar  boş hayallerle, maslarla değil, bilinçli ve azimli dürüst çalışmalarla sağlanır.. Bunun içindir ki milli günlerimizle verilmek istenilen bilgileri, öğütleri doğru anlamalıyız.. İçlerinde kin bulunmayan hangi insan millî günlerimizden rahatsızlık duyar! Millî günler ibrettir, yol göstericidir, onurdur, gururdur; o haçlı emperyalist düşmana onurluca karşı duruştur..

 

   Bu tarihi günler vesilesiyle de tarihi gerçekleri çok iyi bilelim ki o yabancı hayranı gafillerin aymazlıktan uyanacaklarını; o işbirlikçilerin şov yapmalarıyla ulusumuza ve ulusallığımıza millî katkılarda bulunacaklarını sanma gafletine düşmeyelim! Örneğin, Adapazarı’mızın, Sakarya’mızın medarı iftiharlarından olan Şeker Fabrikamızın suskunluğundan hangi onurlu insan mutluluk duyabilirdi?  ‘Altın Yumurtlayan Tavuk’ konumundaki ulusal yatırımlarımızın elden çıkarılışı gayreti hangi akla hizmettir? Üretimin yabancılaştırılmasıyla yerlilik, millîlik olmaz, millî üretim ve millî kalkınma oluşamaz.!  Daha dün topuyla tüfeğiyle, o üstün donanmasıyla bu güzel ülkemizi alamayanların öncelikli hedefleri olduğunu söyleye geldikleri ekonomik kalelerimizden sayılan ulusal yatırımlarımız için; arsa, arazi konumundaki Vatan toprağımız için  “Çok para veren ele satarız.!” anlayışı etik değildir..  Çünkü büyük önderimiz Atatürk, bir veciz sözünde  Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla olur. diyordu.. Çünkü Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’e göre “Tam bağımsızlık; Vatan toprağına, ulusal yatırımlara, tarıma, sanayiye, ulusal kültüre, ulusal eğitime ve millî benliğimize onurluca sahip çıkmakla olur. Çünkü, Cihan İmparatorluğu Osmanlıyı çökerten en önemli etkenlerden biri de, hesapsızlıktı, müsriflikti, ekonomik ve üretim yanlışlıklarıydı.. Bunun içindir ki, Büyük Atatürk, geçmişin yanlışlıklarına, gaflete düşmeyelim diye bizlere nice öğütler veriyordu..

 

    Atatürk Cumhuriyeti karşıtlarının, hilafet ve saltanat özlemcilerinin, manda severlerin, takkiyecilerin, emperyalizmin şakşakçısı sözde aydınların sinsiliklerine, şirin söylemli şer entrikalarına aldanmayalım.!  Şehit ve gazilerimizin kutsal emaneti bu güzel ülkemizi; uğruna kan dökülen, can verilen bu vatan toprağımızı daima onurluca koruyabilmek ve onurluca dürüst çalışıp kalkınarak çağdaş uygarlığa ulaşabilmek için ulusal bağımsızlık sembolümüz büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ümüzün öğütlerini ve çalışmalarını çok iyi anlayıp Atatürk İlkeleri’nin ve Atatürk Devrimleri’nin temeli olan Atatürkçülük kavramını ulusal bilinçle daima dosdoğru uygulayalım, onurluca azimle daima dosdoğru savunalım..

 

   Dünün işgalcisi o haçlı emperyalizm, dün olduğu gibi günümüzde ve yarınlarda o sinsi entrikalarıyla  bu güzel Anadolu’muzun ufuklarını yine karartma, yeni yeni şer mütareke dayatmaları(!) peşinde koşuşacaklardır.! Koyun postuna bürünmüş dünkü düşmanın, o haçlı emperyalizmin şirin iltifatlı, dost görünümlü sinsi şer söylemlerine ve o haçlı emperyalizmin yerli işbirlikçilerinin hilelerine, takkiyelerine asla aldanmayalım.! Bu güzel Anadolu ufuklarımızın karartılmasına asla izin vermeyelim! Lawrence misali Dinsel söylemlerle Türklüğü küçültmeye, Atatürk sevgisini azaltmaya çalışsalar da Atatürk Yolu’ndan asla ayrılmayalım.. Millî Eğitimimizi, Atatürk bilincimizi geliştirelim; Millî üretimimizi ve millî ekonomimizi daima yüceltelim. Büyük Atatürk’ün Yurtta Sulh, cihanda Sulh.sözüyle dillendirdiği dünya barışına daima yapıcı katkı sağlamalıyız ve hatta dürüstçe öncüsü olmalıyız; o haçlı emperyalizmin vahşi savaş hilelerine daima dürüstçe ve azimle karşı çıkmalıyız..

 

   21 Haziran, Adapazarı’nın Düşmandan Kurtuluşu Günü’müz Kutlu Olsun! Bu güzel Millî Günümüzün, ulusallığımızın ve ulusal bağımsızlığımızın önemini belirten Millî Bayramlarımızın ulviyetiyle ufkumuzu, yarınlarımızı yılmadan yorulmadan daima aydınlatalım; “Andımız”ın ve “Gençliğe Hitabe”mizin ehemmiyetini iyi anlayalım..  Şanlı Türk Ecdadımızın şanlı mazisine saygı duyarak ulusallığımızın ve ulusal tam bağımsızlığımızın Büyük Önderi ve Ebedi Başkomutanımız, Ebedi  İlk Cumhurbaşkanımız, Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün ve Yüce Atatürk’ümüzün önderliğiyle coşup şahlanarak kanı canını feda eden şanlı Şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin kutsal emaneti bu güzel vatanımıza, Türkiye Cumhuriyeti’mize ve Cumhuriyetimizin Parlamenter sistemine, Türkiye Büyük Millet Meclisi’mize, Cumhuriyetimizin kazanımlarına daima onurluca sahip çıkmalıyız; ulusallığımızı ve ulusal tam bağımsızlığımızı daima büyük bir azimle onurluca savunmalıyız. İyi bilinmelidir ki, millî azim ve millî birliktelik gayretleriyle bu güzel yurdumuzun ve aziz ulusumuzun huzur ve refahını arttırmak, ulusallığımızın ve ulusal tam bağımsızlığımızın ebediliğini sağlamak hepimizin millî görevidir.

 

                                                             Kemal KOÇÖZ (Eğitimci)

                                                             ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği)

                                                             Karasu Şubesi Kurucu eski Başkanı

ETİKETLER : 21 haziran adapazarı düşman işgal kurtuluş
Diğer GÜNCEL haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Puan Durumu
Sakarya halksesi-Bağımsız, Halkçı, Muhalif, İnternet sitesi
© Copyright 2018 Sakaryahalksesi.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
SAKARYA GÜNDEM
Sapanca gölü
Sakarya Trafik Kazaları
Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
Adapazarı Haber
Sakarya haber
SAKARYA SPOR
Sakaryaspor
Sakarya Futbol Haberleri
Sakarya Basketbol Haberleri
Sakarya Bisiklet
Sakarya Basketbol
SAKARYA SİYASET
Recep Uncuoğlu
Zeki Toçoğlu
Ayca Taşkent
Muhammed Levent BÜLBÜL
Süleyman Dişli
Ayşegül İslam
SAKARYA EĞİTİM
Sakarya Meslek Yüksek Okulu
Sakarya Ortaöğretim
Sakarya Üniversitesi
Sakarya İlköğretim
Sakarya Öğrenci Yurtları
SGK Sorgulama
YEREL HABERLER
sakaryayenihaber
Sakaryahalksesi
Adapazarı Akşam Haberleri
Adabulvar
Bizimsakarya